TICARI ISLETME HUKUKU
“TÜRK TICARET KANUNU MD.1-2 ”
1NCI HAFTAYA KONU
YARGITAY KARARLARI
TTK MD. 1-2
MERCİİ E. YIL E. NO K. YIL K. NO KARAR TARİHİ
1 YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ 2004 13505 2005 176 24.01.2005
2 YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ 2004 2462 2004 5190 18.10.2004
3 YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ 2003 15336 2003 13680 13.11.2003
4 YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ 2002 13363 2003 2691 24.03.2003
5 YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ 2002 14711 2003 1355 17.02.2003
6 YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ 1998 5028 1998 7661 22.04.1998
7 YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ 1996 2915 1996 4767 26.09.1996
8 YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 1996 15-18 1996 236 10.04.1996
9 YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ 1992 1272 1992 1408 19.03.1992
10 YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ 1975 563 1975 700 03.02.1975
T.C.
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ
E. 1992/1272
K. 1992/1408
T. 19.3.1992
• TİCARİ ÖRF VE ADET ( Resmi Mercinin Aldığı Kapalı Faturanın Ödemesini Belgelendirememesi )
• KAPALI FATURA ÖDEMESİNİN RESMİ MERCİCE BELGELENDİRİLEMEMESİ ( Ticari Örf ve Adete Göre Uygulamanın Araştırılması )
• FATURA TEBLİĞİNİN TEMERRÜT İHTARI YERİNE GEÇEMEYECEĞİ
6762/m.1/2
ÖZET : TTK.nun 1/2. maddesi gereğince hakkında ticari bir hüküm bulunmayan konularda hakimin ticari örf ve adete, bu dahi yoksa umumi hükümlere göre karar vermesi gerekir.
DAVA : Taraflar arasındaki davanın, ( Yerköy Sulh Hukuk Hakimliği )nce görülerek mahkeme ilamında belirtilen gerekçelere binaen verilen 13.11.1991 tarih ve 153-330 sayılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla; dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : 1- Davalı savunmasında, davacının yaptığı eserin bedelinin ödendiğini ve bu konuda düzenlenen kapalı faturanın da bunu teyit ettiğini bildirmiş olmasına karşın mahkeme, davalının resmi mercii olduğu ödemelerini belgelendirmediği gerekçesiyle ödemeyi kabul etmemiştir. Oysa TTK.nun 1/2. maddesi gereğince hakkında ticari bir hüküm bulunmayan konularda hakimin ticari örf ve adete, bu dahi yoksa umumi hükümlere göre karar vermesi gerekir. Ticari işlerde iş sahibinin kestiği faturanın akide edilmesi, yani altının kapatılarak imzalanması o fatura bedelinin ödendiğine karine sayılır. Bu durumda faturanın düzenlendiği Yerköy İlçesi'nde kapalı faturanın bedelinin ödendiğini gösterdiği hakkında ticari bir örf ve uygulama varsa bedelinin ödendiği kabul edilmelidir. Bu nedenle mahkemece mahalli Ticaret ve Sanayi Odası'ndan bu konudaki uygulama sorulmadan eksik incelemeyle hüküm tesisi doğru değildir.
2- Mahkemenin kabul şekline göre de, davalının temerrüdü oluşmadığı ve faturanın tebliği temerrüd ihtarı yerine geçmeyeceği halde gecikme faizinin dava tarihi yerine faturanın keşide edildiği tarihten başlatılması dahi yerinde görülmemiş, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davalı belediye yararına ( BOZULMASINA ), istek halinde ödediği temyiz peşin harcının temyiz eden davalıya geri verilmesine, 19.3.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2002/13363
K. 2003/2691
T. 24.3.2003
• TİCARİ ŞİRKETE KAYYIM TAYİNİ ( Davanın İşin Özelliği de Dikkate Alınarak Asliye Ticaret Mahkemesinde İncelenmesi )
• KAYYIM TAYİNİ ( Ticari Şirkete Kayyım Tayini Davasının İşin Özelliği de Dikkate Alınarak Asliye Ticaret Mahkemesinde İncelenmesi )
• YETKİLİ MAHKEME ( Ticari Şirkete Kayyım Tayini Davasının İşin Özelliği de Dikkate Alınarak Asliye Ticaret Mahkemesinde İncelenmesi )
1086/m.8
4721/m.426
6762/m.1,138
ÖZET : Bir ticari şirkete kayyım tayini hakkında MK.nun kayyım tayini ile ilgili hükümlerinin uygulanacağına dair TTKnun 138 nci maddesinde açık bir hüküm bulunmamaktadır. Ne var ki, bu şekilde bir ihtiyacın duyulması halinde, TTK.nun 1 nci maddesi hükmü de dikkate alınarak Türk Medeni Kanunu'nun konu ile ilgili uygun düştüğü nisbette ticari şirketlere de kıyas yolu ile bu uygulamada HUMK.nun 8/III ncü maddesi yollaması ile MK.nun 426 ve devam eden maddelerinde ticari şirketlere kayyım tayininin sulh hukuk mahkemesince yapılacağına dair açık bir hüküm bulunmadığından, bu tür davaların işin özelliği de dikkate alınarak Asliye Hukuk ( Ticaret ) Mahkemelerinde incelenip sonuçlandırılması gerekir.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ortaca Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen 26.04.2002 tarih ve 1999/239 - 2002/76 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ayşe Altun tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindekı dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, dava dışı ortaklardan satın aldığı pay ile müvekkilinin davalı şirket ortağı olduğunu ve 21.10.1996 tarihli sözleşme ile şirket pay defterine işlendiğini, şirket ortağı olmayan kişilerin katıldığı genel kurulda yine ortak olmayanların yönetim kuruluna seçildiğini, bu konuda Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan dava sırasında kayyım tayinine ilişkin karar alması için davacıya yetki verildiğini ileri sürerek, davalı şirkete kayım tayinini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece dosya kapsamına göre, pay defterinde şirkete ait pay sahipleri arasında davacı adının geçmediği, davacının kayyım tayini konusunda dava açma hakkı bulunmadığı, davalı şırketin de hukuken geçerli organlara sahip olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1- Dava, davalı anonim şirkete kayyım tayini istemine ilişkindir. Bir ticari şirkete kayyım tayini hakkında MK:nun kayyım tayini ile ilgili hükümlerinin uygulanacağına dair TTK.nun 138 nci maddesinde açık bir hüküm bulunmamaktadır. Ne var ki, bu şekilde bir ihtiyacın duyulması halinde, TTK.nun 1 nci maddesi hükmü de dikkate alınarak Türk Medeni Kanunu'nun konu ile ilgili uygun düştüğü nisbette ticari şirketlere de kıyas yolu ile bu uygulamada HUMK.nun 8/III ncü maddesi yollaması ile MK.nun 426 ve devam eden maddelerinde ticari şirketlere kayyım tayininin sulh hukuk mahkemesince yapılacağına dair açık bir hüküm bulunmadığından, bu tür davaların işin özelliği de dikkate alınarak Asliye Hukuk ( Ticaret ) Mahkemelerinde incelenip sonuçlandırılması gerekir. Dairemizin yerleşmiş içtihatları da bu yoldadır. Konu göreve ilişkin bulunmakla, bu hususun mahkemelerce resen dikkate alınması gerekir. Mahkemece, görev konusunun resen dikkate alınarak görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, bu husus gözden kaçırılarak davanın sulh hukuk mahkemesince sonuçlandırılması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.03.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2004/13505
K. 2005/176
T. 24.1.2005
• İDARENİN HİZMET KUSURUNDAN DOĞAN ZARARIN TAZMİNİ TALEBİ ( Görevli Yargı Yolu - Uygulanacak Faiz Oranı )
• GÖREVLİ YARGI YOLU ( İdarenin Hizmet Kusurundan Doğan Zararın Tazmini Talebi - Metro Çalışmaları Sırasında Davacıya Ait Tesislere Verilen Zarar )
• METRO ÇALIŞMALARI SIRASINDA DAVACIYA AİT TESİSLERE VERİLEN ZARAR ( İşi Müteahhite Yaptıran Kontrol ve Denetim Yetkisine Sahip Belediyenin Pasif Husumet Ehliyeti - Uygulanacak Faiz Oranı )
• BELEDİYENİN PASİF HUSUMET EHLİYETİ ( Metro Çalışmaları Sırasında Davacıya Ait Tesislere Verilen Zarar Nedeniyle Tazminat Talebi - Belediyenin İşi Kontrol ve Denetim Yetkisinin Bulunması )
• HUSUMET ( Belediyenin Yükleniciye Yaptırdığı Metro Çalışmaları Sırasında Üçüncü Kişilerin Uğradığı Zarardan Belediyenin Sorumluluğu - Belediyenin Kontrol ve Denetim Yetkisine Sahip Olması )
• FAİZ ORANI ( Belediye Tarafından Müteahhite Yaptırılan Metro Çalışmaları Sırasında Davacıya Ait Tesislere Verilen Zararın Tazmininde - Ticari İş Niteliği )
• TİCARİ İŞLERDE UYGULANACAK FAİZ ORANI ( Belediye Tarafından Müteahhite Yaptırılan Metro Çalışmaları Sırasında Davacıya Ait Tesislere Verilen Zararın Tazmini Talebi )
2577/m.2
1086/m.46
6762/m.3
3095/m.2
ÖZET : 1- Davacı tesislerinde meydana gelen hasar, davalı idarenin görev kapsamında kalan, hafif metro sisteminin yapılması çalışması sırasında meydana gelmiştir. Kamu hizmeti görmekle yükümlü olan belediye, kamu hizmeti sırasında verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildir. Hizmet kusurundan dolayı açılan davalar, İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanunu'nun 2. maddesi hükmü uyarınca tam yargı davası olarak ikame edilmesi gerekmektedir. Taraflar arasındaki sözleşme uyarınca, davalı Belediyenin yapılan işi kontrol ve denetim yetkisi vardır. Bu durumda davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının işle olan bağlantısı kesilmediğine göre, söz konusu iş nedeniyle meydana gelen zararlardan iş sahibi sıfatıyla sorumlu olacağı kuşkusuzdur. Ne var ki, yukarıdaki açıklamalardan bu davaya konu edilen zararın ödetilmesi için açılan davaya bakma görevi idari yargı yerine aittir. Bu nedenle, mahkemece davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yönünden davanın HUMK. 46. madde uyarınca ayrılarak dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Ticari işlerde, 3095 s. K. gözetilmek ve infaz aşamasında dikkate alınmak üzere, reeskont faiz oranının üzerinde olduğu taktirde avans faiz oranının uygulanması gerekir.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada Bakırköy Asliye 7. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 16.04.2003 tarih ve 2002/29-2003/203 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Deniz Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, davalı tarafın yaptığı çalışmalar sırasında müvekkiline ait tesislerin hasarlandığını ileri sürerek, 1.670.936.733 TL.nin davalılardan 5.2.2001 tarihinden itibaren avans faizi ile davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Belediye vekili, diğer davalı ile müvekkili arasında yapılan ihale sözleşmesi uyarınca, meydana gelen hasardan müvekkilinin sorumlu olmayacağını savunmuştur.
Diğer davalı G. A.Ş. vekili, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, davalılar arasında bulunan sözleşme uyarınca, yapılacak kazı sırasında 3 ncü kişilerin uğrayacağı zararların müteahhide ait olduğunun düzenlendiği, dolayısıyla meydana gelen zarardan davalı Belediye'ye husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle, davalı belediye hakkındaki davanın reddine, 1.670.936.733 liranın diğer davalıdan olay tarihinden itibaren faizi ile tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, haksız eylemden doğan tazminat istemine ilişkindir.
Davacı tesislerinde meydana gelen hasar, davalı idarenin görev kapsamında kalan, hafif metro sisteminin yapılması çalışması sırasında meydana gelmiştir. Kamu hizmeti görmekle yükümlü olan belediye, kamu hizmeti sırasında verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildir. Hizmet kusurundan dolayı açılan davalar, İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanunu'nun 2 nci maddesi hükmü uyarınca tam yargı davası olarak ikame edilmesi gerekmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınması zorunludur. Dosyada bulunan davalılar arasındaki eser sözleşmesinin genel şartlar birinci kısım 2.1.c, 3.1, 3.2.a-b ve 11. maddesi ile ikinci kısım 2. madde hükümleri uyarınca davalı Belediyenin yapılan işi kontrol ve denetim yetkisi olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının işle olan bağlantısının kesilmediğine göre, söz konusu iş nedeniyle meydana gelen zararlardan iş sahibi sıfatıyla sorumlu olacağı kuşkusuzdur. Ne var ki, yukarıdaki açıklamalardan bu davaya konu edilen zararın ödetilmesi için açılan davaya bakma görevi idari yargı yerine aittir. Bu nedenle, mahkemece davalı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yönünden davanın HUMK. 46. madde uyarınca ayrılarak dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2- Davacı vekili dava dilekçesinde avans faizi talep etmiş olup, mahkemece yasal faize hükmedilmiştir. Taraflar tacir olup Türk Ticaret Kanununun 3. Maddesine göre ticari müesseseyi ilgilendiren bütün muamele ve fiiller ticari işlerdendir. Ticari işlerde, 3095 Sayılı Kanunun 4489 S.K. ile değişik 2/2.maddesi hükmü gözetilmek ve infaz aşamasında dikkate alınmak üzere reeskont faiz oranının üzerinde olduğu taktirde avans faiz oranının uygulanması gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) ve ( 2 ) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.01.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
E. 2002/14711
K. 2003/1355
T. 17.2.2003
• SÖZLEŞME SERBESTİSİ ( Akdin Mevzuunun Kanunun Gösterdiği Sınır Dairesinde Serbestçe Tayin Olunabileceği - Kararlaştırılan Günlük %10 Gibi Fahiş Cezai Şartın Gayrimümkün Gayrimukik Adap Ve Ahlaka Aykırı Olduğu )
• SÖZLEŞMENİN GAYRİMÜMKÜN GAYRİMUKİK ADAP VE AHLAKA AYKIRI OLMASI ( Günlük %10 Gibi Fahiş Cezai Şart - Tamamen Veya Kısmen İptal Edilmesi Gereği )
• GAYRİMÜMKÜN GAYRİMUKİK ADAP VE AHLAKA AYKIRI SÖZLEŞME ( Günlük %10 Gibi Fahiş Cezai Şart - Tamamen Veya Kısmen İptal Edilmesi Gereği )
• ADAP VE AHLAKA AYKIRI SÖZLEŞME ( Günlük %10 Gibi Fahiş Cezai Şart - Tamamen Veya Kısmen İptal Edilmesi Gereği )
• CEZAİ ŞART ( Kararlaştırılan Günlük %10 Gibi Fahiş Cezai Şartın Gayrimümkün Gayrimukik Adap Ve Ahlaka Aykırı Olduğu - Hükmedilecek Temerrüt Faizi Niteliğindeki Cezai Şartın Hak Adalet ve Nesafet Kurallarına Uygun Tespit Edilmesi Gereği )
• TEMERRÜT FAİZİ ( Tacirlerin Aralarında Makul Seviyelerde Olmak Kaydıyla Yasal Düzenlemelerle Açıklanan Oranların Üzerinde Kararlaştırabilecekleri - Günlük %10 Gibi Fahiş Cezai Şartın Gayri mümkün Gayrimukik Adap Ve Ahlaka Aykırı Olduğu )
• HARCI ÖDENMEYEN İŞLEMLER ( Mahkemece Gerek Cezai Şart Gerekse Munzam Zarar Yönünden Davacı İstekleri Ayrı Ayrı Açıklattırılıp Bunlar Üzerinden Harçların Tamamlattırılması ve İşin Esasının İncelenmesi Gereği )
• MUNZAM ZARAR TALEBİ ( Meblağı Açıklanmadığı ve Harcının da Yatırılmaması Nedeniyle Reddi - Mahkemece İstek Açıklattırılıp Harçların Tamamlattırılması ve İşin Esasının İncelenmesi Gereği )
818/m.19, 20, 161
6762/m.1, 24
492/m.32
4721/m.5
ÖZET : 1-Munzam zararın meblağı açıklanmadığı ve harcının da yatırılmadığı dolayısıyla usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına, cezai şart yönünden de günlük %10 oranının BK.'nun 19. maddesine göre mutlak butlanla malul olduğundan geçersiz olup, istemin reddine karar verilmiştir. Mahkemece gerek cezai şart gerekse munzam zarar yönünden davacı istekleri ayrı ayrı açıklattırılıp bunlar üzerinden Harçlar kanunun 32. maddesi gereğince harçların tamamlattırılması ve işin esasının incelenmesi gerekir.
2-Bir akdin mevzuu, kanunun gösterdiği sınır dairesinde serbestçe tayin olunur. Ancak akdin mevzuu gayri mümkün veya gayrimukik yahut ahlaka ( adaba ) mugayir olursa o akit batıldır. Sözleşmede kararlaştırılan cezai şart borçlunun iktisaden mahvına sebep olacak derecede ağır ve yüksek ise, adap ve ahlaka aykırı sayılarak tamamen veya kısmen iptal edilmesi gerekir. Taraflar arasında imzalanan Müşavirlik Protokolünde temerrüt halinde alacağa uygulanması kararlaştırılan günlük %10 gibi fahiş cezai şartın yasal düzenleme ve ilkelere aykırı olduğunun kabulü zorunludur.Ancak somut olayda uyuşmazlık konusu cezai şart bir yerde temerrüt faizine ilişkindir. Tarafların sözleşme ile, yasal düzenlemelerin üzerinde temerrüt faiz oranı belirlemelerinde ise bir sakınca yoktur. Yeter ki, bu düzenleme BK.'nun 19 ve 20 maddelerinde belirtilen sınırlamalar içinde kalmasına özen gösterilmiş olsun, bir başka anlatım ile taraflar makul seviyelerde olmak kaydıyla, yasal düzenlemelerle açıklanan oranların üzerinde temerrüt faizi kararlaştırılabilirler. Davalı taraf daha sözleşme kurulurken günlük %10 gibi bir cezai şart niteliğinde temerrüt faizini kabul etmiş ise artık, kendisinden yasa gereği istenebilecek oranın üzerinde temerrüt faizi ödemeyi kabul etmiş sayılmalıdır. O halde tarafların iktisadi durumu, özel olarak borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması dolayısıyla sağladığı yarar, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırılığı ölçü olarak alınmak suretiyle, hüküm altına alınacak temerrüt faizi niteliğindeki cezai şartın hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun tespit edilmesi gerekmektedir.
DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde taraflardan gelen olmadığından incelemenin evraklar üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak, dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı, davalıların murisi İbrahim Y. tarafından yaptırılacak blok, tuğla üretim kapasiteli fabrikayla ilgili, idari, mali, ve teknik konularda müşavirlik hizmeti vermek üzere 15.8.1988 tarihli sözleşme yapıldığını, sözleşmede öngörülen tüm edimleri yerine getirdikleri halde, ücretin ödenmediğini bildirerek; 88.700.000 Tl. ücret alacağı ve 200.000.000 Tl. işlemiş faizi ile zamanında ödeme yapılmamasından dolayı uğranılan zarar tutarı 20.000.000 Tl.nın reeskont faizi ile ödetilmesini istemiş, birleşen dava ile de, ücret alacağının ödenmemesi nedeni ile sözleşmede öngörülen günlük %10 cezai şartın ve alacağın süresinde ödenmemesi nedeni ile uğranılan munzam zararın reeskont faizi ile ödetilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, asıl davada 88.700.000 Tl. ücret alacağının dava tarihinden reeskont faizi ile tahsiline, dava tarihine kadar işlemiş temerrüd faizi 130.320.312 Tl.nın müteselsilen tahsiline, munzam zarar ile ilgili davanın açılmamış sayılmasına, birleşen dava da, günlük %10 cezai müeyyide uygulanması talebinin reddine, munzam zarar ile ilgili usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delilerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı birleşen dava ile, ücret alacağının ödenmemesi nedeni ile günlük %10 cezai şart ile munzam zarar isteğinde bulunmuştur. Yerel mahkeme, munzam zarar yönünden meblağı açıklanmadığı ve harcının da yatırılmadığı dolayısıyla usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına, cezai şart yönünden de günlük %10 oranının BK.'nun 19. maddesine göre mutlak butlanla malul olduğundan geçersiz olup, istemin reddine karar verilmiştir. Mahkemece gerek cezai şart gerekse munzam zarar yönünden davacı istekleri ayrı ayrı açıklattırılıp bunlar üzerinden Harçlar kanunun 32. maddesi gereğince harçların tamamlattırılması ve işin esasının incelenmesi gerekir.
3- TTK.'nun 24 maddesi hükmü gereğince tacir olan borçlu taraflarca kararlaştırılan ücret ve cezanın fahiş olduğu ileri sürülerek indirime tabi tutulması istenemez. Ancak, sözü edilen 24. madde ile yalnız BK.'nun 161/son fıkrası hükmünün uygulanmayacağı beyan edilmiştir. TTK.'nun 1. maddesi gereğince bu kanunun MK.'nun ayrılmaz bir cüzü olduğu ve MK.'nun 5. maddesinde de, bu kanunun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümlerinin, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanacağı kabul edildiğine göre, akdin inikadına ilişkin BK.'nun genel hükümleri cezai şart hakkında da uygulanır.
BK.'nun 19. maddesinin ilk fıkrası gereğince, bir akdin mevzuu, kanunun gösterdiği sınır dairesinde serbestçe tayin olunur. Bu fıkranın 2. fıkrasında bu serbestinin sınırları gösterilmiş ve 20. maddede de, bir akdin mevzuu gayrimümkün veya gayrimukik yahut ahlaka ( adaba ) mugayir olursa o akit batıldır. Hüküm getirilmiştir.
Sözleşmenin tarafları, sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde sözleşmenin konusunu ve cezai şartın miktarını belirlemede özgür iseler de, bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğu söylenemez. BK.'nun 19, 20, 160/2 maddeleri bu özgürlüğün sınırını çizmiş olup, TKK.'nun 24. maddesi ile tacir olan şahsa ve akidine tanınmış olan bu sözleşme serbestisi, bütün sözleşmeler için sınır çekmiş olan anılan yasa hükümleri ile sınırlandırılmıştır.
Cezai şart borçlunun iktisaden mahvına sebep olacak derecede ağır ve yüksek ise, adap ve ahlaka aykırı sayılarak tamamen veya kısmen iptal edilmesi gerekir. Ortada ahlak ve adaba aykırılık söz konusu olduğuna göre TTK.'nun 24. madde hükmünün, bu genel müeyidenin uygulanmasına engel sayılacağı düşünülemez.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönecek olursak, tacir olan davalıların murisi tarafından imzalanan 15.8.1998 tarihli Müşavirlik Protokolü'nün özel Hükümler" başlıklı 4. maddesinde, müşavirlik hizmeti ücretinin zamanında ödenmemesi durumunda her geçen gün için %10 cezai müeyyide uygulanacağı kararlaştırılmıştır. Temerrüt halinde alacağa uygulanması kararlaştırılan günlük %10 gibi fahiş cezai şartın yukarıda belirtilen yasal düzenleme ve ilkelere aykırı olduğunun kabulü zorunludur.
Bu itibarla, günlük %10 cezai şartı içeren sözleşme hükmünün dikkate alınmamasında bir isabetsizlik yok ise de, acaba, bu sözleşme hükmünün, hiçbir anlam ve amacı yok mudur? Bu soru üzerinde önemle durmak gerekir. Özellikle somut olayda uyuşmazlık konusu cezai şart bir yerde temerrüt faizine ilişkindir. Tarafların sözleşme ile, yasal düzenlemelerin üzerinde temerrüt faiz oranı belirlemelerinde ise bir sakınca yoktur. Yeter ki, bu düzenleme BK.'nun 19 ve 20 maddelerinde belirtilen sınırlamalar içinde kalmasına özen gösterilmiş olsun, bir başka anlatım ile taraflar makul seviyelerde olmak kaydıyla, yasal düzenlemelerle açıklanan oranların üzerinde temerrüt faizi kararlaştırılabilirler. Bu aynı zamanda sözleşme serbestisinin de bir gereğidir. Davalı taraf daha sözleşme kurulurken günlük %10 gibi bir cezai şart niteliğinde temerrüt faizini kabul etmiş ise artık, kendisinden yasa gereği istenebilecek oranın üzerinde temerrüt faizi ödemeyi kabul etmiş sayılmalıdır. Sonuç itibariyle, tarafların bu yönde birleşen ortak iradelerine bir anlam ve değer verilmelidir. Böyle bir sözleşme hükmünü tamamen yok saymak mümkün değildir.
O halde mahkemece tarafların iktisadi durumu, özel olarak borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması dolayısıyla sağladığı yarar, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırılığı ölçü olarak alınmak suretiyle, hüküm altına alınacak temerrüt faizi niteliğindeki cezai şartın hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun tespit edilmesi gerekirken, bu yönde hiçbir inceleme ve irdeleme yapmadan yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte yazılı nedenlerle davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 ve 3 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 17.2.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
E. 2003/15336
K. 2003/13680
T. 13.11.2003
• İTİRAZIN İPTALİ ( Davalıya Verilen Borç Paranın Ödenmemesi Üzerine Başlatılan İcra Takibine Vaki İtiraz )
• TACİR OLMAYAN TARAFLAR ( Alacağa Değişen Oranlarla Yasal Faiz Uygulanmak Suretiyle Geçmiş Günler Faiz Alacağının Tespit Edilmesi )
• GEÇMİŞ GÜNLER FAİZİ ( Tarafların Tacir Olmaması Nedeniyle Alacağa Değişen Oranlarla Yasal Faiz Uygulanmak Suretiyle Geçmiş Günler Faiz Alacağının Tespit Edilmesi )
6762/m.1,2,3
818/m.104
2004/m.67
ÖZET : Tarafların tacir ve işin ticari nitelikte olmadığı durumlarda alacağa değişen oranlarla yasal faiz uygulanmak suretiyle geçmiş günler faiz alacağı tespit edilir.
DAVA : Tarafların arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı, yakını olan davalının ekonomik sıkıntı içinde olduğu bir dönemde kısa sürede ödenmek üzere borç istediğini ve davalıya istediği parayı verdiğini, buna karşılık davalının da takibe konu iki adet senet düzenleyip verdiğini, davalının bir suçtan dolayı tutuklanması nedeniyle bir süre işlem yapmadan tahliyesini beklediğini, ancak tahliye edildikten sonrada davalının ödemede bulunmadığını, tahsili için yaptığı icra takibine de itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının tefecilik yaptığını, alınan borca karşılık 500.000.000.000 TL.lik araziyi aldığı halde, teminat olarak verilen dava konusu senetleri iade etmediğini, borcun ödenmesi nedeniyle senetlerin bedelsiz kaldığını beyanla, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Taraflar arasındaki temel ilişkinin ödünç aktinden kaynaklandığı, takibe konu senetlerin keşide tarihi bulunmaması nedeniyle kambiyo senedi vasfında olmayıp yazılı belge niteliğinde olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık alacağa uygulanacak faiz oranından kaynaklanmaktadır. Tarafların tacir ve işin ticari nitelikte olduğu iddia ve ispat edilmediğine göre alacağa değişen oranlarda yasal faiz yerine takipte belirtilen %67 faiz uygulanmasına olanak yoktur. Bu durumda mahkemece yapılacak iş asıl alacağa değişen oranlarla yasal faiz uygulanmak suretiyle geçmiş günler faiz alacağının tespit edilmesi, gerekirse bu konuda uzman bilirkişiden taraf ve yargıtay denetimine elverişli rapor alınmalı ve sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, birikmiş faiz alacağı yönünden eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
3-Öte yandan BK.nun 104. maddesinin son fıkrası uyarınca geçmiş günler faizin tediyesinde temerrüt sebebiyle faiz yürütülemeyeceği hükmüne bağlandığından geçmiş günler faizine temerrüt faizi yürütülmesi de kabul biçimi bakımından yanlıştır. Mahkemece asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda yasal faiz yürütülmesine karar verilmesi gerekir.
SONUÇ : Birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, İkinci ve Üçüncü bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 13.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 1975/563
K. 1975/700
T. 3.2.1975
• TAŞIMACILIK ( Ticari Nitelikte Sayılmasının Şartları )
• TEMYİZ DAİRESİ ( Sırf Taşımacılık Yapılmasının Ticari Olmayı Gerektirmemesi )
6762/m.13,14,17
ÖZET : At arabası sahibinin tacir sayılabilmesi için işinin hacim ve öneminin ticari muhasebeyi gerektirmesi ve ticari ve sinai bir müessese şekil ve niteliğinde bulunması gerekir.
DAVA : ( Ş ) v.s. ile Mer İnşaat ve Deniz işleri Koll. Şti. vs. arasındaki davadan dolayı ( Bursa Asliye İkinci Hukuk Hakimliği )nce verilen 22.1.1974 gün ve 626/16 sayılı, hükmün duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davacılar avukatı tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü :
KARAR : Taraflar arasındaki uyuşmazlık Trafik Kanundan doğan maddi tazminata ilişkindir. Davacılar, at arabası sahibinin mirasçılarıdır ve destekten yoksun kalma ve manevi tazminat istemektedirler. At arabası taşımada kullanılsa dahi sahibi, T.T.K.nun 17 nci maddesi gereğince tacir değil, esnaftır. Taraflar arasında taşımadan doğan bir uyuşmazlık yoktur. Olayda T.T.K.nun taşıma aile ilgili hükümlerinin uygulama olanağı mevcut değildir. At arabası sahibinin tacir sayılabilmesi için, T.T.K. nun 13 ncü maddesi mucibince işinin hacim ve öneminin ticari muhasebeyi gerektirmesi ve ticari ve sınai bir müessese şekil ve niteliğinde bulunması şarttır. Aynı kanunun 12 nci maddesinin 10 ncu bendi gereğince yolcu ve eşya taşımak üzere kurulan ( müesseseler ) ticarethane sayılır ise de, bunun bir koşulu da ticari muhasebeyi gerektiren bir hacim ve önemi haiz bulunmasıdır. Aksi takdirde eşya taşıdığı için at arabası sahibi gibi, hamalın da tacir sayılması iktiza eder. Kaldı ki davacılar, mirasçılardır.
Bu itibarla tarafların sıfatına ve uyuşmazlığın haksız eylem niteliğine göre, ( ticari dava ) niteliğinde bulunmayan davanın Yargıtay incelemesini yapmak dairemizin görevi dışındadır.
SONUÇ : Dosyanın görevli yüksek Onbeşinci Hukuk Dairesine gönderilmesi gerekmekte ise de, adı geçen yüksek daire görevsizlik kararı ittihaz ettiğinden meydana gelen görev uyuşmazlığın çözümlenmesi için dosyanın Yüksek Birinci Başkanlığa gönderilmesi 3.2.1975 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ
E. 1996/2915
K. 1996/4767
T. 26.9.1996
• KAPALI FATURA ( Borcun Ödendiğine Karine Teşkil Etmesi )
• BORCUN ÖDENDİĞİ KARİNESİ ( Kapalı Fatura Bulunması )
• TİCARİ ÖRF VE ADET OLARAK YERLEŞEN TEAMÜLÜN UYGULANMASI ( Hakkında Ticari Bir Hüküm Bulunmayan Ticari İşlerde )
• ÖRF VE ADETE GÖRE HÜKMEDİLMESİ ( Hakkında Ticari Bir Hüküm Bulunmayan Ticari İşlerde )
6762/m.1,2
ÖZET : Ttk'nun 1 ve 2. Maddeleri uyarınca hakkında ticari bir hüküm bulunmayan ticari işlerde mahkemenin ticari örf ve adet olarak yerleşen teamüle göre karar vermesi gerekir. Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre kapalı fatura ödemeye karine olup, aksi karşı tarafça ispatlanmalıdır.
DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Av. G.C. ile davalı vekili Av. M.A.Ç. geldiler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı yüklenici 30.7.1989 tarihli fatura tutarı olan 831.138.000 TL iş bedelinden 481.840.291 TL'nın ödendiğini, kalan miktarın ise tediye olunmadığını ileri sürerek 349.297.709 TL'nın davalıdan tahsilini istemiş, mahkemece kapalı faturanın ödemeyi kanıtlamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Davadaki uyuşmazlığın esası, fatura konusu işin bedelinin ödenip ödenmediği ile ilgilidir. Davalı ödemeyi kanıtlamak için 30.7.1989 tarihli kapalı faturaya dayandığı gibi ayrıca davacının yanında çalışan M.Ç. isimli kişiye yapılan ödemeler nedeniyle imzalanan belgeleri ibraz etmiş ve mahkemece yapılan bilirkişi incelemesinde de ödemelerin davalı defterlerinde yer aldığı görülmüştür.
TTK'nun 1 ve 2. maddeleri uyarınca hakkında ticari bir hüküm bulunmayan ticari işlerde mahkemenin ticari örf ve adet olarak yerleşen teamüle göre karar vermesi gerekir. Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre kapalı fatura ödemeye karine olup, aksi karşı tarafça ispatlanmalıdır. Karinenin aksi usulen ispatlanmadığı gibi davalı tarafından davacının yanında çalışan M.Ç.'ye ödemeler yapıldığı ve bu ödemelerin davacı defterlerinde kısmen yer aldığı da anlaşılmaktadrır. Şu durumda M.Ç.'ın davacının yetkilisi olarak kabulü zorunludur. Davacının M.'ye yapılan ödemelerin bir kısmını kabul edip kalanını kabul etmemesi M.'ye verilen zımni yetkiyi ortadan kaldıracak nitelikte değildir. O halde mahkemece gerek fatura ve makbuzlar ve gerekse davalı defterleri birlikte mütalaa edilerek fatura bedelinin ödendiğinin kabulü ile davanın reddine karar verilmelidir. Aksine görüşle ve delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek davanın kabulü doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmişti.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 100.000 TL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 26.9.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ
E. 2004/2462
K. 2004/5190
T. 18.10.2004
• TİCARİ ÖRF VE ADETE GÖRE KARAR VERİLEBİLMESİ ( Hakkında Ticari Bir Hüküm Bulunmayan İşler - Yapıldığı Bölgede İşlemin Devamlı Olarak Senede Bağlanmamasının Adet Haline Gelmesi Gereği )
• ÖRF VE ADETE GÖRE KARAR VERİLEBİLMESİ ( Hakkında Ticari Bir Hüküm Bulunmayan İşler - Yapıldığı Bölgede İşlemin Devamlı Olarak Senede Bağlanmamasının Adet Haline Gelmesi Gereği )
• TANIK DİNLENEREK AKDİ İLİŞKİNİN VARLIĞININ KANITLANMASI ( Hakkında Ticari Bir Hüküm Bulunmayan İşlerin Yapıldığı Bölgede İşlemin Devamlı Olarak Senede Bağlanmamasının Adet Haline Gelmesi - Ticari Örf ve Adet )
• AKDİ İLİŞKİNİN VARLIĞININ KANITLANMASI ( Tanık Dinlenerek - Hakkında Ticari Bir Hüküm Bulunmayan İşlerin Yapıldığı Bölgede İşlemin Devamlı Olarak Senede Bağlanmamasının Adet Haline Gelmesi/Ticari Örf ve Adet )
6762/m.1
1086/m.293
818/m.366
ÖZET : Hakkında ticari bir hüküm bulunmayan işlerde mahkeme ticari örf ve adete göre karar verebilir. Bir konuda ticari örf ve adetin veya HUMK.nun 293. maddesindeki ( senede raptında teamül oluşup oluşmadığının ) kabul edilebilmesi için; işlemin yapıldığı bölgede halin icabına, gereklerine ve tarafların durumuna göre herhangi bir işlemin devamlı olarak senede bağlanmamasının adet haline gelmesi ve bu hususun zamanla herkes tarafından uyulmak suretiyle kararlı bir nitelik kazanmış bulunması ve aynı zamanda kamuoyu tarafından bu teamüle inanılmış bulunması şarttır.
DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : TTK.nun 1/2. maddesi uyarınca hakkında ticari bir hüküm bulunmayan işlerde mahkeme ticari örf ve adete göre karar verebilir. Bir konuda ticari örf ve adetin veya HUMK.nun 293. maddesindeki ( senede raptında teamül oluşup oluşmadığının ) kabul edilebilmesi için; işlemin yapıldığı bölgede halin icabına, gereklerine ve tarafların durumuna göre herhangi bir işlemin devamlı olarak senede bağlanmamasının adet haline gelmesi ve bu hususun zamanla herkes tarafından uyulmak suretiyle kararlı bir nitelik kazanmış bulunması ve aynı zamanda kamuoyu tarafından bu teamüle inanılmış bulunması şarttır ( Yargıtay 13.Hukuk Dairesi 28.2.1994 gün E.213, K.1964 ). Böyle bir durumun oluştuğunun belirlenmesi halinde ( HUMK.nun 293/4. maddesi uyarınca ) şahit dinlenerek akdi ilişkinin varlığı kanıtlanabilir.
Dava konusu olayda Ticaret Odasından alınan cevapta araç tamir işlerinde genellikle sözleşme yapılmadığı belirtilmiştir. Bu durumda araç tamir işlerinde sözleşme yapılmadığı hakkında oluşmuş bir örf ve teamülden bahsedilemeyeceğinden ve davalı da açıkça muvafakat etmediğinden davada şahit dinlenerek sonuca varılması mümkün değildir.
Ancak dava dilekçesinde her türlü yasal kanıtlar denilerek yemin deliline dayanıldığının kabulü gerektiğinden, davacıya yemin hakkı hatırlatılarak dava sonuçlandırılmalıdır.
Öte yandan davalı istenen miktarı kabul etmediğine göre işin bedelinin BK.nun 366. maddesine göre tamiratın yapıldığı tarihteki mahalli rayiçlerden bilirkişi eliyle saptanması gerekirken bu konuda eksik inceleme ile karar verilmesi de kabul şekli itibariyle doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 18.10.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ
E. 1998/5028
K. 1998/7661
T. 22.4.1998
• VEKALET İLİŞKİSİ ( Murakıp ile Anonim Şirket Arasındaki İlişki )
• MURAKIP İLE ANONİM ŞİRKET ARASINDAKİ İLİŞKİNİN NİTELİĞİ ( Uyuşmazlık Halinde Görevli Mahkeme )
• GÖREVLİ MAHKEME ( Murakıp Tarafından Anonim Şirket Aleyhine Açılan Davada )
• ANONİM ŞİRKETLE MURAKIP ARASINDAKİ İLİŞKİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ VE UYUŞMAZLIK HALİNDE GÖREVLİ MAHKEME ( İşçi Sayılmama ve İş Mahkemesinin Görevsizliği )
• İŞ MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLMAMASI ( Murakıp Tarafından Anonim Şirket Aleyhine Açılan Davada )
• İHBAR VE KIDEM TAZMİNATI ( Murakıp İle Anonim Şirket Arasındaki İlişki )
• VEKALET AKDİNE DAYANAN İLİŞKİ ( Murakıp İle Anonim Şirket Arasındaki İlişki )
1086/m.1
6762/m.1
1475/m.1
ÖZET : Murakıp ile anonim şirket arasındaki ilişki vekalet akdine dayandığı için, murakıp işçi sayılamaz.
DAVA : Davacı, ihbar ve kıdem tazminatı ile hafta tatili gündeliklerinin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : 1. Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2. Davacının, davalıya ait işyerinde 1991-1996 yılları arasında murakıp olarak çalıştığı tartışmasızdır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunun 347. maddesine göre murakıplar Anonim Şirket Genel Kurulu tarafından seçilirler. Murakıp ile anonim şirket arasındaki ilişki vekalet akdi niteliğinde olup, işverenin denetimi ve gözetimi altında işini yapmaması itibariyle işçi olarak kabul edilemez. Böyle olunca bu davaya bakmaya iş mahkemesi görevli değildir. Görev noktasından davanın reddine karar verilmelidir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebebten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.4.1998 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 1996/15-18
K. 1996/236
T. 10.4.1996
• ESER SÖZLEŞMESİ ( Bağımsız Bölümün Taahhüt Edilenden Daha Küçük Çıkması )
• SÖZLEŞMEYE UYGUN OLMAYAN EDİM ( Taahhüt Edilenden Küçük Daire Teslimi )
• BRÜT İNŞAAT ALANI ( Bağımsız Bölümün Alanının Hesabında Dikkate Alınacak Kısımlar )
• BAĞIMSIZ BÖLÜMÜN BRÜT ALANININ HESABI ( Gözönünde Bulundurulacak Esaslar )
6762/m.2
818/m.355
ÖZET : Bağımsız bölümün brüt hesabında merdiven ve asansör boşluğu dikkate alınamayacağından, brüt metrekare ile sözleşme arasındaki farkın teslim tarihindeki değeri üzerinden davalıya ödeme yapılması gerekir.
DAVA : Taraflar arasındaki "cebri tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 25.10.1993 gün ve 1991/429 E. 1993/515 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi`nin 15.9.1994 gün ve 1994/4022-4954 sayılı ilamı; "... Taraflar arasındaki uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici sözleşme gereğince kendisine düşen ... 2 nolu bağımsız bölüm tapusunun verilmemesi nedeniyle dava açmış, davalı arsa sahibi ise daire ve dükkanın net metrekarelerinde eksiklik olduğu iddiası ile bu davaya karşı çıkmıştır.
Mahkemece, asansör ve merdiven boşluğu da bağımsız bölüm brüt alanlarına dahil edilerek davalıya ait dairede eksiklik olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalıya düşen bağımsız bölümlerinin metrekare miktarlarının brüt olarak anlaşılmasının sözleşmenin amacı ile bağdaşacağı böylece bu brüt alana merdiven ve asansör boşluğunun dahil edilemeyeceği durumu açıktır. Mimarlar Odasından davacı şirkete verilen özel yazının bilirkişi raporunda gözönünde tutulması ve karara destek alınması, tarafların sözleşmedeki amacı bakımından uygun görülmemiştir. Bu hususlar gözönüne alınarak mahkemece davalıya düşen dairedeki brüt metrekare miktarında sözleşmeye göre "100-97.43 metrekare" mesaha farkının teslim tarihindeki rayiç değeri saptanarak, bunun davalı tarafa ödenmesi şeklinde karşılıklı ifaya karar verilmesi gerekirken davanın kabulü yönünde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır..." gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu`nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Türk Ticaret Kanunu`nun 2. maddesi çerçevesinde bu konudaki örf ve adet merciinden usulüne uygun araştırılıp sonucu uyarınca karar verilmelidir.
T. Alp
2. Hukuk Dairesi Başkanı
Showing posts with label TICARI ISLETME HUKUKU YARGI KARARLARI [ METİN ÖZDERİN ARŞİVİ ]. Show all posts
Showing posts with label TICARI ISLETME HUKUKU YARGI KARARLARI [ METİN ÖZDERİN ARŞİVİ ]. Show all posts
Thursday, October 19, 2006
II. HAFTA - MERKEZ & ŞUBE
TICARI ISLETME HUKUKU
“MERKEZ & SUBE ”
2NCI HAFTAYA KONU
YARGITAY KARARLARI
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2003/3497
K. 2003/10648
T. 10.11.2003
• TESCİL DAVETİNE UYMAMA ( Tescile Davete Uymamayan Davalının TTK Hükümleri Uyarınca Cezalandırılmasının Talep Edilmesi )
• TARAF EHLİYETİ ( Bu Tür Davaların Ticaret Sicili Memurluğunca Açılması Gerektiğinin Dikkate Alınmasının Gerekmesi )
• CUMHURİYET BAŞSAVCISININ CEZA DAVASI AÇMA YETKİSİ ( Hukuk Mahkemesine Açılan İş Bu Davaya Cumhuriyet Başsavcılığının Bakmasının Hatalı Olduğunun Kabul Edilmesinin Gerekmesi )
6762/m.12,35,42,53
5590/m.9
ÖZET : Somut olaydaki davanın, TTK.nun 35/2 nci ve 3 ncü, Ticaret Sicil Tüzüğü'nün 40/3 ncü ve 4 ncü fıkra hükümlerindeki açık düzenleme karşısında, ticaret sicil memurluğunca açılması gerekirken, aynı zamanda suç oluşturan eylemler bakımından, TTK.nun 53 ncü madde ve aynı Tüzüğü'nün 39/son fıkra hükümlerindeki açık düzenleme karşısında, ancak ceza davası açma yetkisi bulunan Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, hukuk mahkemesine açılan işbu hukuk davasına bakılması doğru olmamıştır.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada Gümüşhane Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 27.09.2002 tarih ve 2002/32-2002/184 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR : Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığı, düzenlediği davanamede, davalının merkezi Kelkit'te bulunup ta, Gümüşhane'de gazete bayiliği ve dağıtım işleri için işlettiği şubesinin, TTK.nun 12 nci ve 5590 sayılı Kanun'un 9 ncu madde hükümlerindeki nitelikleri haiz bulunduğunu, Gümüşhane Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün tescile davetine davalının uymadığını ileri sürerek, davalının şubesinin ticaret siciline tescilini ve TTK.nun 35 nci maddesi uyarınca cezalandırılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, TTK.nun 42 nci maddesi gereğince davanın kabulüne, sicil memurluğunca istem bulunmadığından ceza tertibine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, davalı temyiz etmiştir.
1-Böyle bir davanın, TTK.nun 35/2 nci ve 3 ncü, Ticaret Sicil Tüzüğü'nün 40/3 ncü ve 4 ncü fıkra hükümlerindeki açık düzenleme karşısında, ticaret sicil memurluğunca açılması gerekirken, aynı zamanda suç oluşturan eylemler bakımından, TTK.nun 53 ncü madde ve aynı Tüzüğü'nün 39/son fıkra hükümlerindeki açık düzenleme karşısında, ancak ceza davası açma yetkisi bulunan Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, hukuk mahkemesine açılan işbu hukuk davasına bakılması doğru olmamıştır.
2-Bozma neden ve şekline göre, davalının temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle, hükmün BOZULMASINA, ( 2 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.11.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 1988/6717
K. 1989/4003
T. 20.6.1989
• ŞUBE ( Ticaret Siciline Müstakil Olarak Tescil Edilmesi )
• TİCARET SİCİLİNE MÜSTAKİL OLARAK TESCİLLİ ŞUBE ( Kendi Başına Merkezden Bağımsız Olarak Ticari Muamele Yapabilmesi )
• MERKEZDEN BAĞIMSIZ OLARAK TİCARİ MUAMELE YAPABİLME ( Ticaret Siciline Müstakil Olarak Tescil Edilen Şube )
6762/m.35,42
ÖZET : Şubenin ticaret siciline müstakil olarak tescili, müstakil sermayesi ve müstakil muhasebesinin bulunması veya muhasebenin merkezde tutulmasına ve müstakil sermayesi olmamasına karşın, kendi başına merkezden bağımsız olarak ticari muamele yapabilmesi koşuluna bağlıdır.
DAVA : Taraflar arasındaki davadan dolayı Edirne Asliye 1. Hukuk Mahkemesince verilen 17.6.1988 tarih ve 254-194 sayılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı memurluk, davalı şirketin davete rağmen ticaret siciline tescilini yaptırmadığını belirterek davalının re'sen sicile tescilini talep etmiştir.
Mahkemece, evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda davalı şirketin ticaretle iştigal ettiği sonucuna varılarak TTK.nun 35/3 ve Ticaret Sicil Nizamnamesinin 40/5 maddeleri gereğince davalının sicile re'sen tesciline karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, şube olduğundan bahisle ticaret siciline tesciline karar verilen davalı şirkete ait satış mağazası, 24.8.1985 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan ( Gümrük Hattı Dışı Eşya Satış Mağazaları Yönetmeliği ) uyarınca özel izinle açılmış bir yerdir.
Ticari işletmelerin, ticaret siciline tescilini zorunlu kılan TTK.nun 42. maddesinde ( şube )'nin tarifi yapılmamıştır. Olayımızda da, sözü edilen mağazanın şube sayılıp sayılamayacağı hususunda yeterli araştırma ve tartışma yapılmış değildir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş, tescili istenen satış mağazasının müstakil sermayesi ve müstakil muhasebesi bulunup bulunmadığının veya muhasebesi merkezde tutulmasına ve müstakil sermayesi de olmamasına rağmen kendi başına müstakilen ticari muamele yapabiliyorsa, ancak bu takdirde şube sayılabileceği gözönünde tutularak, 5590 sayılı Kanunun 9/3 maddesi ve yukarıda sözü geçen yönetmelik hükümleri ile birlikte bu mağazaların satış koşulları da nazara alınmak suretiyle inceleme yapılmak ve gerektiğinde muhasebe bilgisine sahip bilirkişiden mütalaa alınarak sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın, temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 20.6.1989 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2001/10352
K. 2002/2658
T. 25.3.2002
• TİCARET SİCİLİNE TESCİL ( Davalının Yaptığı İşin Niteliği ve Kapasitesi İtibariyle Şube Niteliğinde ve Kendi Başına Ticari İşlem Yapma Yeteneğinin Olup Olmadığının Araştırılması )
• ŞUBE TESCİLİ ( Davalının Yaptığı İşin Niteliği ve Kapasitesi İtibariyle Şube Niteliğinde ve Kendi Başına Ticari İşlem Yapma Yeteneğinin Olup Olmadığının Araştırılması )
• BİLİRKİŞİ RAPORU ( Davalının Yaptığı İşin Niteliği ve Kapasitesi İtibariyle Şube Niteliğinde ve Kendi Başına Ticari İşlem Yapma Yeteneğinin Olup Olmadığının Araştırılması )
6762/m.12,42,35,50,52,53
5590/m.9/3
ÖZET : Mahkeme, işletmenin merkeze bağlı şube ve TTK.nun 42-50-52 ve 53. maddesi gereğince ticaret siciline tescili gerekli işyeri niteliğinde olduğu gerekçesiyle ticaret siciline tescil talebinin kabulüne karar vermiştir. Mahkemece, her ne kadar bilirkişi raporu alınarak hüküm kurulmuş ise de bilirkişi raporunda TTK.nun 42 ve 50. maddeleri ve 5590 sayılı yasanın 9/3. maddesi gereğince davalının yaptığı işin niteliği ve kapasitesi itibarıyla şube niteliğinde olup olmadığı, kendi başına ticari işlem yapma yeteneğinin varlığı ve bağımsız sermayesi bulunup bulunmadığı belirlenmemiştir. Bu hususlarında irdelendiği uzman bilirkişi raporu alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak karar verilmesi hatalıdır.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada Erdek Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 10.7.2001 tarih ve 2000/395-2001/221 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR : Davacı, davalının TTK.nun 12. maddesinde sayılan işlerle iştigal eden ve aynı yasanın 42. maddesi gereğince şube vasfına haiz ticari işletmesine tescile davet edildiğini ancak davete isabet etmediğini ileri sürerek TTK.nun 35. maddesi gereğince ticaret siciline tescilini talep etmiştir.
Davalı vekili, işyerinin şube niteliğine haiz olmadığını, tüm işlemlerinin Balıkesir'de bulunan merkezde ve tek elden yürütüldüğünü savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, işletmenin merkeze bağlı şube ve TTK.nun 42-50-52 ve 53. maddesi gereğince ticaret siciline tescili gerekli işyeri niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalının TTK.nun 12. maddesinde sayılan işlerle uğraştığı iddiasıyla açılmış ticaret siciline tescil istemine ilişkindir
Mahkemece, her ne kadar bilirkişi raporu alınarak hüküm kurulmuş ise de bilirkişi raporunda TTK.nun 42 ve 50. maddeleri ve 5590 sayılı yasanın 9/3. maddesi gereğince davalının yaptığı işin niteliği ve kapasitesi itibarıyla şube niteliğini olup olmadığını kendi başına ticari işlem yapma yeteneğinin varlığı ve bağımsız sermayesi bulunup bulunmadığı belirlenmemiştir. Mahkemece, bu hususlarında irdelendiği uzman bilirkişi raporu alınıp sonucuna göre karar vermek gerekir iken, eksik incelemeye dayanılarak karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25.3.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2002/6330
K. 2002/11568
T. 13.12.2002
• ŞUBENİN TİCARİ İŞLETME NİTELİĞİ ( Ticaret Siciline Tescil - Muhasebe İşlemlerinin Şubede Veya Merkezde Tutulmasının Artık Ayırıcı Bir Kriter Olamayacağı )
• TİCARET SİCİLİNE TESCİLDEN KAÇINMA ( Şubenin Ticari İşletme Niteliğinin Belirlenmesi - Muhasebe İşlemlerinin Şubede Veya Merkezde Tutulmasının Artık Ayırıcı Bir Kriter Olamayacağı )Ticaret Siciline Tescilden Kaçınma
• TİCARİ İŞLETME NİTELİĞİNİN BELİRLENMESİ ( Ticaret Siciline Tescilden Kaçınma/Şube - Tescil İçin Önemli Kriterin Mağazanın Kendi Başına Ticari Muamele Yapıp Yapmadığının Tesbiti )
• TESCİLDEN KAÇINMA ( Şubenin Ticari İşletme Niteliğinin Belirlenmesi - Tescil İçin Önemli Kriterin Mağazanın Kendi Başına Ticari Muamele Yapıp Yapmadığının Tesbiti )
6762/m.14,35/2
5590/m.9
ÖZET : Şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında, muhasebe işlemlerinin şubede veya merkezde tutulmasının, günümüzdeki elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olmayacağından mahkemece, ticaret hukuku, işletmecilik ve muhasebe alanında uzman bilirkişi kurulup oluşturulmalı, tescil için asıl önemli kriter olan, mağazanın kendi başına ticari muamele yapıp yapmadığı, yeterince araştırılmalıdır.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada ( Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesi )nce verilen 29.03.2002 tarih ve 2001/93-2002/94 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan sonra, dava HUMK.nun 3494 sayılı Kanunla değişik 348/1 maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Davacı temsilcisi, davalı şirketin Hayrabolu İlçesi'nde market açtığını ve TTK.nun 35. maddesi uyarınca kendilerine yapılan uyarıya karşın verilen süre içerisinde ticari işletmeyi ticaret siciline tescil ettirmediğini ve tescilden imtina sebeplerini açık ve etraflı biçimde bildirmediğini ileri sürerek, TTK.nun 35/2. maddesi uyarınca davalının cezalandırılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin B... Birleşik Mağazalar A.Ş. adı altında market işletmeciliği yaptığını, merkezinin İstanbul'da olup, ticaret siciline kayıtlı bulunduğunu, Hayrabolu İlçesi'ndeki marketin ayrı bir sermayesi ve muhasebesi bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Dairemize ait 05.02.2001 tarihli ilama dayanılarak, işyerinde satışa yapılan malların davalı şirket merkezinden temin edildiği, işyerinin vergi yükümlüsü olmayıp, ayrı bir muhasebe ve yıl sonu bilançosunun düzenlenmediği, TTK.nun 14. maddesi uyarınca bağımsız bir ticari işletme ve şube olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Bozma ilamında dava konusu yerin ( marketin ) TTK.nun 14. maddesi uyarınca bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinin araştırılması gereğine değinilmiş ve mahkemede bozmaya uymuşsa da, serbest muhasebeci mali müşavir olan bilirkişiden alınan rapordaki bazı tespitlerden yola çıkılarak verilen red kararı yerinde değildir. Mahkemece ticaret hukuku, işletmecilik, muhasebe alanında uzman bilirkişi kurulu oluşturularak, 5590 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörülen kriterlerin, özellikle davalı şirkete ait mağazanın müşteriye icapta bulunduğunun ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü İle ticari ilişkinin kurulduğunun bir gerçek olduğu göz önüne alınarak, mağazanın kendi başına ticari muamele yapıp yapmadığı kriterinin yeterince araştırılması ve tescil için asıl önemli olan bu yön üzerinde özellikle durulması gerektiği halde, yazılı gerekçelerle davanın reddi yerinde görülmemiştir.
Kaldı ki, günümüzdeki elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubelerde dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında, şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olamaz. Açıklanan bu nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü İle hükmün ( BOZULMASINA ), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.12.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2002/7084
K. 2002/11940
T. 24.12.2002
• TİCARET SİCİLİNE TESCİL ( Bağımsız Tüzel Kişiliği Bulunmayan Soğuk Hava Deposu - TTK.nun 14 ve 5590 S.K. 9. Maddesi Uyarınca Bağımsız Ticari İşletme Veya Şube Niteliğinde Olup Olmadığının Araştırılması )
• TESCİLE DAVET ( Bağımsız Tüzel Kişiliği Bulunmayan Soğuk Hava Deposu - TTK.nun 14 ve 5590 S.K. 9. Maddesi Uyarınca Bağımsız Ticari İşletme Veya Şube Niteliğinde Olup Olmadığının Araştırılması )
• TİCARİ İŞLETME NİTELİĞİNİN BELİRLENMESİ ( Tescile Davet - TTK.nun 14 ve 5590 S.K. 9. Maddesi Uyarınca Bağımsız Ticari İşletme Veya Şube Niteliğinde Olup Olmadığının Araştırılması )
6762/m.14,35/2
5590/m.9
ÖZET : Dava, Ticaret Sicili Memurluğu'nca yapılan ihtara rağmen ticari işletmeyi ticaret siciline tescil ettirmeyen ve tescilden kaçınma nedenlerini de belirtilen sürede bildirmeyen davalının TTK.nun 35/2. maddesi gereğince cezalandırılması istemine ilişkindir.
Davalı vekili, dava konusu işyerinin ayrı bir sermayesi ve bağımsız muhasebesi bulunmadığını, dolayısıyla ticaret siciline tescili gereken bir ticari işletme olmadığını savunmuştur.
Bu tür davalarda mahkemece öncelikle dava konusu işyerinin TTK.nun 14 ve 5590 sayılı Kanunun 9. maddesi uyarınca bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinde olup olmadığının araştırılması, bu araştırma sonucunda davalı yerin ticari işletme anlaşılırsa davalının yasada öngörülen para cezası ile cezalandırılmasına, ayrıca tescil istemi bulunulmasa bile ticaret siciline tesciline karar verilmesi gerekir.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada ( Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesi )'nce verilen 29.03.2002 tarih ve 2000/149-2002/97 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Davacı Ticaret Sicil Müdürlüğü, davalının Trakya Bölge Müdürlüğü olarak Hayrabolu'daki işyerini Ticaret Siciline tescil ettirmesi amacıyla davet edilmesine rağmen davete uymadığı gibi imtina nedenlerini de süresi içinde bildirmediğini ileri sürerek, para cezası ile cezalandırılmasını istemiştir.
Davalı Bölge Müdürü, soğuk hava deposu işyerinin satış ve irtibat bürosu olarak işletildiğini, bağımsız tüzel kişiliği bulunmadığını, bu yüzden ticaret sicile tescil yaptırılmadığını, davet yazısını da süresinde yanıt verdiklerini savunarak, davanın reddini istemiş K... T... A.Ş. vekili, Hayrabolu işyerinin depo olarak kullanıldığını, bağımsız sermayesi ve muhasebesi bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, işyerinde satışı yapılan ürünlerin şirket merkezinden temin edildiği vergi yükümlüsü olmadığı, ayrı bir muhasebe ve yıl sonu bilançosu düzenlenmediği, bağımsız ticari işletme ve şube olmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Ticaret Sicili Memurluğu'nca yapılan ihtara rağmen ticari işletmeyi ticaret siciline tescil ettirmeyen ve tescilden kaçınma nedenlerini de belirtilen sürede bildirmeyen davalının TTK.nun 35/2. maddesi gereğince cezalandırılması istemine ilişkindir.
Davalı vekili, dava konusu işyerinin ayrı bir sermayesi ve bağımsız muhasebesi bulunmadığını, dolayısıyla ticaret siciline tescili gereken bir ticari işletme olmadığını savunmuştur.
Bu tür davalarda mahkemece öncelikle dava konusu işyerinin TTK.nun 14 ve 5590 sayılı Kanunun 9. maddesi uyarınca bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinde olup olmadığının araştırılması, bu araştırma sonucunda davalı yerin ticari işletme anlaşılırsa davalının yasada öngörülen para cezası ile cezalandırılmasına, ayrıca tescil istemi bulunulmasa bile ticaret siciline tesciline karar verilmesi gerekir. Hükme dayanak yapılan ve keşif sonucu serbest muhasebeci mali müşavir tarafından düzenlenen yetersiz rapordaki bazı tespitlerden yola çıkılarak verilen red kararı yerinde değildir. Bu konuda ticaret hukuku, işletmecilik, muhasebe alanında uzman bilirkişilerden oluşturulacak kurul ile 5590 sayılı Kanunun 9. maddesinde öngörülen ve özellikle davalı şirkete ait mağazanın müşteriye icapta bulunduğunun ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü ile ticari ilişkinin kurulduğunun bir gerçek olduğu göz önüne alınarak mağazanın kendi başına ticari muamele yapıp yapmadığı kriterinin yeterince araştırılması ve tescil için asıl önemli olan bu yön üzerinde özellikle durulması gerektiği halde yazılı gerekçelerle davanın reddi yerinde görülmemiştir.
Kaldı ki, günümüzdeki elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubelerde dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında, şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerinin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olamaz. Açıklanan bu nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.12.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2002/7820
K. 2003/219
T. 14.1.2003
• TİCARET SİCİLİNE KAYIT TALEBİ ( Dava Konusu İşyerinin Bağımsız Bir Ticari İşletme Olup Olmadığının Araştırılması-Bu Nitelikteyse Tescile Karar Verilmesinin Gerekmesi )
• TİCARİ İŞLETME ( Bu Nitelikteki İşyerlerinin Ticaret Siciline Kaydedilebilmesi )
• ŞUBE ( Ticari İşletme Niteliğinin Belirlenmesinde Muhasebe İşlemlerinin Tutulma Yerinin Ayırıcı Kriter Olarak Uygulanmaması )
6762/m.14,35,
5590/m.9
ÖZET : Dava konusu işyerinin TTK.nun 14 ve 5590 sayılı Yası'nın 9. maddeleri uyarınca bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinde olup olmadığının araştırılması, bu araştırma sonucunda davalı yerin ticari işletme olduğu anlaşılırsa ticaret siciline tesciline dair karar verilmesi gerekir.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada Akhisar Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 24.12.2001 tarih ve 2001/157-402 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Mutlupınar Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, Ticaret Sicil Memurluğu'nca yapılan inceleme neticesinde davalının ticari faaliyette bulunduğu halde Ticaret Sicil Memurluğu'na tescilini yaptırmadığını, Ticaret Kanunu ve Ticaret Sicil tüzüğüne göre ticari şekilde işletilen müesseselerin ya da şubelerinin ticaret sicil memurluğuna kaydının zorunlu olduğunu iddia ederek, TTK.nun 35. maddesi gereğince davalının Ticaret Sicil Memurluğuna kaydının re'sen yapılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkil şirketin İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde kayıtlı olduğunu, Akhisar'da bulunan üretim tesislerinin müstakil sermayesi ve muhasebesi bulunmadığını, tek başına ticari muamele yapmasının da sözkonusu olmadığını, mezkur tesisin her bakımından merkeze bağlı olup, hiçbir şekilde ve hiçbir surette kendi başına ticari muamelede bulunmadığını, mezkur tesis de sadece üretim yapıldığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, yapılan keşif ve benimsenen bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamına göre, tesisin alım-satım yaptığı belirlenmişse de, alımın üretim için gerekli hammaddeye ilişkin olduğu ve üretilen alın merkez ile bağlantılı olarak satıldığı, tesisin ayrı ve müstakil bir ticari faaliyetinin ve muhasebesinin olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine dair karar verlmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Ticaret Sicil Memurluğu'nca yapılan ihtara rağmen ticari işletmeyi ticaret siciline tescil ettirmeyen davalının Ticaret Siciline kaydının mahkeme kararıyla yapılması istemine ilişkindir.
Davalı vekili, davaya konu Akhisar'da bulunan üretim tesislerinin ayrı bir sermayesi ve bağımsız muhasebesinin bulunmadığını, tek başına ticari muamele yapmasının sözkonusu olmadığını savunmuştur.
Bu davalarda mahkemece öncelikle dava konusu işyerinin TTK.nun 14 ve 5590 sayılı Yası'nın 9. maddeleri uyarınca bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinde olup olmadığının araştırılması, bu araştırma sonucunda davalı yerin ticari işletme olduğu anlaşılırsa ticaret siciline tesciline dair karar verilmesi gerekir. Hükme dayanak yapılan serbest mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlenmiş yetersiz rapordaki bazı tespitlerden yola çıkılarak verilen red kararı yerinde değildir. Bu konuda ticaret hukuku, işletmecilik, muhasebe alanında uzman bilirkişilerden oluşturulacak kurul ile 5590 ayılı Yasa'nın 9. maddesinde öngörülen ve özellikle davalı şirkete ait üretim tesisinin müşteriye icapta bulunduğu ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü ile ticari ilişkinin kurulup kurulmadığı, bu tesisin kendi başına ticari muamele yapıp yapmadığı kriterinin yeterince araştırılması ve tescil için asıl önemli olan bu yön üzerinde özellikle durulması gerekir.
Yapılan keşif sırasında dinlenilen davalı işyerinin mali işler şefi Cemalettin M. verdiği beyanında, "tacirden aldıkları ve sattıkları ürünler dahil olmak üzere fiyatların merkez tarafından belirlendiğini, tesislerinde herhangi bir ekonomik ve mali işlem yapılmadığını, ürettikleri mamulü sattıklarını" bildirmiş olup, tesisin alım-satım yaptığı belirlenmiştir. Mahkemece özellikle bu yön üzerinde durulması gerektiği halde yazılı gerekçelerle davanın reddi doğru görülmemiştir.
Günümüzde, elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubeler de dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi imkanlarının bulunması karşısında şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerinin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olmaz. Açıklanan bu nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.01.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2003/11998
K. 2004/8258
T. 14.9.2004
• TİCARET SİCİLİNE TESCİLE DAVET ( Şubenin Kendi Başına Ticari Muamele Yapması - Ticari İşletme Niteliğinin Belirlenmesinde Muhasebe İşlemlerinin Şubede Veya Merkezde Tutulmasının Ayırıcı Kriter Olarak Uygulanmasının Doğru Olmadığı )
• ŞUBENİN TİCARİ İŞLETME NİTELİĞİ ( Belirlenmesinde Muhasebe İşlemlerinin Şubede Veya Merkezde Tutulmasının Ayırıcı Kriter Olarak Uygulanmasının Doğru Olmadığı - Ticaret Siciline Tescile Davet/Kendi Başına Ticari Muamele )
• TESCİLE DAVET ( Ticaret Siciline/Şubenin Kendi Başına Ticari Muamele Yapması - Ticari İşletme Niteliğinin Belirlenmesinde Muhasebe İşlemlerinin Şubede Veya Merkezde Tutulmasının Ayırıcı Kriter Olarak Uygulanmasının Doğru Olmadığı )
• MUHASEBE İŞLEMLERİ ( Şubenin Ticari İşletme Niteliğinin Belirlenmesi - Şubede Veya Merkezde Tutulmasının Ayırıcı Kriter Olarak Uygulanmasının Doğru Olmadığı/Kendi Başına Ticari Muamele Yapmasının Yeterli Olacağı )
6762/m.35/3
ÖZET :Dava, TTK.nun 35/3 ncü maddesi uyarınca davalı tarafa ait ticari işletmenin şube olarak tescili istemine ilişkindir.
Elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubeler de dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında, şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerinin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olamaz.
Açıklanan durum karşısında, dava konusu ticari işletmenin şube niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada Kuşadası Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 29.04.2003 tarih ve 2002/270-2003/414 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 14.09.2004 günde davalı avukatı Bahadır P. gelip, davacı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ayşe Altun tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, davalı şirketin Kuşadası'nda şube açarak ticari faaliyet göstermeye başladığını, kendi başına ticari muamele yapan davalı mağazasının şube olup, yasa gereği tescilinin zorunlu olduğunu, davalının ise tescilden kaçındığını ileri sürerek, davalının Kuşadası şubesinin re'sen tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkiline ait Kuşadası satış mağazasının şube niteliğinde bir ticari faaliyeti bulunmadığı gibi buranın müstakil bir ticari işletme de olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, dava konusu mağazanın bütün işlemlerinin merkez tarafından yapıldığı, ayrı bir yönetime sahip olmadığı, kendi başına tasarruf yetkisinin ve müstakil sermayesinin, ayrı muhasebesinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, TTK.nun 35/3 ncü maddesi uyarınca davalı tarafa ait ticari işletmenin şube olarak tescili istemine ilişkindir.
Dairemiz'in, süreklilik kazanmış olan ve 05.02.2001 gün ve 2000/9963 Esas, 2001/865 Karar, 13.12.2002 gün ve 2002/6330-11568 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, 5590 sayılı Kanun'un 9 ncu maddesinde öngörülen kriterlerin, özellikle müşteriye icapta bulunduğunun ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü ile ticari ilişkinin kurulduğunun kanıtlanması halinde mağazanın, şube olarak tescil edilmesi gerekmektedir. Davalı şirkete ait mağazanın da müşteriye icapta bulunduğu ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü ile ticari ilişki kurduğu, mağazanın kendi başına ticari muamele yaptığı kanıtlanmış bulunmaktadır.
Kaldı ki, günümüzdeki elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubeler de dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında, şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olamaz.
Açıklanan durum karşısında, dava konusu ticari işletmenin şube niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
Mahkemece, TTK.nun dava konusu ticari işletmenin şube olarak tescil ettirilmesi için TTK.nun 35/1 nci maddesi hükmü uyarınca davalı tarafa bir davette bulunup bulunmadığının araştırılması ve usulünce davette bulunulması halinde davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddedilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, davacı vekili duruşmaya gelmediğinden duruşma vekillik ücretinin takdirine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.09.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 1982/3442
K. 1982/5627
T. 26.11.1982
• TESCİL DAVASI ( PTT Şube Müdürlüğünün Tescili )
• PTT BÖLGE BAŞMÜDÜRLÜKLERİ İLE İL MERKEZ MÜDÜRLÜKLERİ ( Şube Olarak Ticaret Siciline Tescile Gerek Olmaması )
• TİCARİ İŞLETMENİN BİR BÖLÜMÜ ( Ticaret Siciline Tescil Edilebilme Şartları )
6762/m.12,13
ÖZET : Ptt bölge başmüdürlükleri ile il merkez müdürlüklerinin, şube olarak ticaret siciline tescilleri gerekmez. Bir ticari işletmenin bir bölümünün şube olarak ticaret siciline tescil edilebilmesi için, işletmenin o bölümüne tahsis edilmiş bir sermayenin bulunması gerekir.
DAVA : Bitlis Ticaret Sicil Memurluğu adına K. S. ile PTT Genel Müdürlüğü arasında çıkan davadan dolayı Bitlis As. Hukuk Hakimliğince verilen 22.10.1981 gün ve 27/17 sayılı hükmü onayan dairenin 9.2.1982 gün ve 536/527 sayılı ilamı aleyhinde davalı avukatı tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla bazı nevakısın ikmali için dosya mahalline iade edilmişti. Bu kere ikmalen gelmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı, PTT Bitlis şubesinin, şube olarak ticaret siciline kaydı gerektiği halde gerekeni yapmaması nedeniyle mahkemeye başvurmuş, mahkemece evrak üzerinde yapılan inceleme sonunda PTT Bitlis şubesinin şube olarak Ticaret Siciline kayıt ve tesciline karar vermiş, hüküm Dairemizin 82/536-527 sayı ve 9.2.1982 günlü kararıyla onanmıştır.
PTT Genel Müdürlüğü karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
5590 sayılı "Ticaret ve Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları" Kanunu yalnız bu Oda ve Borsaları ilgilendiren bir yasa olup, içinde bulunan tarif ve kabuller de ancak işbu yasanın kapsamı ile sınırlı olup, başka kanunlarda düzenlenen hususları etkilemez. Nitekim işbu "5590 sayılı Kanunun adı ile bazı maddelerinin değiştirilmesi ve ek ile geçici maddeler eklenmesine" ilişkin 2567 sayılı kanunda da ( 26.12.1981 gün ve 17556 sayılı Resmi Gazete ) bu husus dolaylı da olsa "yukarıdaki fıkralardaki sanayici tarifi yalnız bu kanuna münhasırdır" denilmek suretiyle belirtilmiştir. Değişik md. 3/fıkra son. Bu nedenle 5590 sayılı Yasanın eski 9/f maddesinde ve 2567 sayılı Yasa ile değiştirilen 9/3 maddesinde yapılan şube tarifi Ticaret Kanunu ve Ticaret Sicili Nizamnamesi bakımından bağlayıcı bir taraf değildir. Zira ticari işletmenin ne olduğu Türk Ticaret Kanununda ve Ticaret Sicili Nizamnamesinde belirtildiği gibi ( TTK. md. 12, 13; TSN md. 14 ). Ticaret Sicili Nizamnamesi tarifini yapmamakla birlikte bir ticari işletme şubesinin tescilinde hangi şartların aranacağını 54. maddesinde belirtilerek dolaylı olarak bu koşulları haiz bulunmayan herhangi bir ticari işletme bölümünün şube olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiş bulunmaktadır. TSN. nin 54/e maddesinde şubeye ayrılmış olan sermayeden bahsedilmiştir. O halde bir ticari işletmenin herhangi bir bölümüne tahsis edilmiş bir sermaye mevcut olmadıkça bu bölümün, diğer şartları haiz olan dahi, şube olarak kabulü mümkün olamaz. Ticaret sicilini ve ticaret sicili memurunu başka yasalar değil, TTK. ile Ticaret Sicili Nizamnamesi hükümlerini ilgilendirir ve bağlar. PTT il müdürlüklerine tahsis edilmiş bir sermaye olmadığı daha önce Yargıtay'dan geçen işlerde yaptırılmış olan bilirkişi incelemelerinden bilindiği cihetle, PTT il müdürlüklerinin şube olarak kabulleri olanaksızdır. Bu durumda Bitlis Ticaret Sicili Memurunun PTT Bölge Başmüdürlüğü ile il merkez müdürlüğü ve şefliklerinin şube olarak Ticaret Siciline tescili gerektiğine ilişkin isteminin reddi gerekirken kabulü hakkında hüküm tesisi bozmayı icap ettirdiği halde her nasılsa onandığı anlaşılmakta PTT'nin HUMK.nun 440. maddesine uygun bulunan karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.
SONUÇ : PTT Genel Müdürlüğü'nün karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 82/536-527 sayı ve 9.2.1982 günlü onama kararının kaldırılmasına ve hükmün yukarıda gösterilen nedenlerle bozulmasına, ödediği temyiz ve tashihi karar peşin harçlarının isteği halinde temyiz edene iadesine 26.11.1982 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2004/1300
K. 2004/10248
T. 25.10.2004
• ŞİRKET ŞUBESİNİN TİCARET SİCİLİNE RE'SEN TESCİLİ TALEBİ ( Mahkemece Yapılacak İnceleme ve Araştırmalar - Muhasebe İşlemlerinin Merkezden Yapılmasının Şubenin Ticari İşletme Niteliğinin Araştırılmasında Ayırıcı Kriter Olmaması )
• TİCARET SİCİL MEMURLUĞU'NUN RE'SEN TESCİL TALEBİ ( Şirketin Şubesi İçin - Mahkemece Şubenin Ticari İşletme Niteliğinin Araştırılması Gereği/Muhasebe Kayıtlarının Şubede veya Merkezde Tutulmasının Ayırıcı Kriter Olmaması )
• MUHASEBE KAYITLARININ ŞUBEDE VEYA MERKEZDE TUTULMASI ( Şubenin Ayrı Ticari İşletme Niteliğinin Tesbitine Etki Etmeyeceği - Şubenin Ticaret Siciline Re'sen Tescili Talebiyle Açılan Davada )
• ŞUBENİN TİCARET SİCİLİNE RE'SEN TESCİLİ TALEBİ ( Şubenin Ticari İşletme Niteliğinin Araştırılması Usulü - Muhasebe Kayıtlarının Merkezde veya Şubede Tutulmasının Ayırıcı Kriter Olmaması )
• TİCARİ İŞLETME NİTELİĞİNİN ARAŞTIRILMASI GEREĞİ ( Şubenin Ticaret Siciline Re'sen Tescili Talebiyle Açılan Davada - Muhasebe Kayıtlarının Merkezde veya Şubede Tutulmasının Ayırıcı Kriter Olmaması )
5590/m.9
6762/m.14,42
ÖZET : Dava, Ticaret Sicili Memurluğu'nca yapılan ihtara rağmen ticari işletmeyi ticaret siciline tescil ettirmeyen davalının ticaret siciline resen tescili istemine ilişkindir. Davalı vekili, dava konusu işyerinin şube olsa da, ayrı bir sermayesi ve bağımsız muhasebesi bulunmadığını, dolayısıyla ticaret siciline tescili gereken bir ticari işletme olmadığını savunmuştur. Şirket şubesinin ticaret siciline tesciline ilişkin davalarda mahkemece, öncelikle dava konusu işyerinin TTK.nun 14 ve 5590 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinde olup olmadığının araştırılması, bu araştırma sonucunda davalı yerin ticari işletme ya da bunun bir şubesi olduğu anlaşılırsa davalının TTK.nun 42. madde hükmü uyarınca ticaret siciline tesciline karar verilmesi gerekir. Mağazanın kendi başına ticari muamele yapıp yapmadığı kriterinin yeterince araştırılması ve tescil için asıl önemli olan bu yön üzerinde özellikle durulması gerektiği halde yazılı gerekçelerle davanın reddi yerinde görülmemiştir. Kaldı ki, günümüzdeki elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubeler de dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında, şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olamaz.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada Merzifon Asliye Hukuk Mahkemesi' nce verilen 23.10.2003 tarih ve 2003/60-2003/442 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Davacı temsilcisi, davalı şirketin Merzifon Şubesinin ticaret siciline tesciline ilişkin yaptığı davete davalının uymadığını ileri sürerek, şubesinin ticaret siciline tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava konusu mağazanın bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Ticaret Sicili Memurluğu'nca yapılan ihtara rağmen ticari işletmeyi ticaret siciline tescil ettirmeyen davalının ticaret siciline resen tescili istemine ilişkindir.
Davalı vekili, dava konusu işyerinin şube olsa da, ayrı bir sermayesi ve bağımsız muhasebesi bulunmadığını, dolayısıyla ticaret siciline tescili gereken bir ticari işletme olmadığını savunmuştur.
Bu tür davalarda mahkemece, öncelikle dava konusu işyerinin TTK.nun 14 ve 5590 sayılı Kanun'un 9 ncu maddesi uyarınca bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinde olup olmadığının araştırılması,bu araştırma sonucunda davalı yerin ticari işletme ya da bunun bir şubesi olduğu anlaşılırsa davalının TTK.nun 42 nci madde hükmü uyarınca ticaret siciline tesciline karar verilmesi gerekir. Hükme dayanak yapılan bilirkişi kurulunun raporundaki bazı tespitlerden yola çıkılarak verilen ret kararı yerinde değildir. Bu konuda ticaret hukuku, işletmecilik, muhasebe alanında uzman bilirkişilerden oluşturulacak kurul ile 5590 sayılı Kanun'un 9 ncu maddesinde öngörülen ve özellikle davalı şirkete ait mağazanın müşteriye icapta bulunduğunun ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü ile ticari ilişkinin kurulduğunun bir gerçek olduğu göz önüne alınarak, mağazanın kendi başına ticari muamele yapıp yapmadığı kriterinin yeterince araştırılması ve tescil için asıl önemli olan bu yön üzerinde özellikle durulması gerektiği halde yazılı gerekçelerle davanın reddi yerinde görülmemiştir.
Kaldı ki, günümüzdeki elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubeler de dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında, şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olamaz.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25.10.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
“MERKEZ & SUBE ”
2NCI HAFTAYA KONU
YARGITAY KARARLARI
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2003/3497
K. 2003/10648
T. 10.11.2003
• TESCİL DAVETİNE UYMAMA ( Tescile Davete Uymamayan Davalının TTK Hükümleri Uyarınca Cezalandırılmasının Talep Edilmesi )
• TARAF EHLİYETİ ( Bu Tür Davaların Ticaret Sicili Memurluğunca Açılması Gerektiğinin Dikkate Alınmasının Gerekmesi )
• CUMHURİYET BAŞSAVCISININ CEZA DAVASI AÇMA YETKİSİ ( Hukuk Mahkemesine Açılan İş Bu Davaya Cumhuriyet Başsavcılığının Bakmasının Hatalı Olduğunun Kabul Edilmesinin Gerekmesi )
6762/m.12,35,42,53
5590/m.9
ÖZET : Somut olaydaki davanın, TTK.nun 35/2 nci ve 3 ncü, Ticaret Sicil Tüzüğü'nün 40/3 ncü ve 4 ncü fıkra hükümlerindeki açık düzenleme karşısında, ticaret sicil memurluğunca açılması gerekirken, aynı zamanda suç oluşturan eylemler bakımından, TTK.nun 53 ncü madde ve aynı Tüzüğü'nün 39/son fıkra hükümlerindeki açık düzenleme karşısında, ancak ceza davası açma yetkisi bulunan Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, hukuk mahkemesine açılan işbu hukuk davasına bakılması doğru olmamıştır.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada Gümüşhane Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 27.09.2002 tarih ve 2002/32-2002/184 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR : Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığı, düzenlediği davanamede, davalının merkezi Kelkit'te bulunup ta, Gümüşhane'de gazete bayiliği ve dağıtım işleri için işlettiği şubesinin, TTK.nun 12 nci ve 5590 sayılı Kanun'un 9 ncu madde hükümlerindeki nitelikleri haiz bulunduğunu, Gümüşhane Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün tescile davetine davalının uymadığını ileri sürerek, davalının şubesinin ticaret siciline tescilini ve TTK.nun 35 nci maddesi uyarınca cezalandırılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, TTK.nun 42 nci maddesi gereğince davanın kabulüne, sicil memurluğunca istem bulunmadığından ceza tertibine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, davalı temyiz etmiştir.
1-Böyle bir davanın, TTK.nun 35/2 nci ve 3 ncü, Ticaret Sicil Tüzüğü'nün 40/3 ncü ve 4 ncü fıkra hükümlerindeki açık düzenleme karşısında, ticaret sicil memurluğunca açılması gerekirken, aynı zamanda suç oluşturan eylemler bakımından, TTK.nun 53 ncü madde ve aynı Tüzüğü'nün 39/son fıkra hükümlerindeki açık düzenleme karşısında, ancak ceza davası açma yetkisi bulunan Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, hukuk mahkemesine açılan işbu hukuk davasına bakılması doğru olmamıştır.
2-Bozma neden ve şekline göre, davalının temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle, hükmün BOZULMASINA, ( 2 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.11.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 1988/6717
K. 1989/4003
T. 20.6.1989
• ŞUBE ( Ticaret Siciline Müstakil Olarak Tescil Edilmesi )
• TİCARET SİCİLİNE MÜSTAKİL OLARAK TESCİLLİ ŞUBE ( Kendi Başına Merkezden Bağımsız Olarak Ticari Muamele Yapabilmesi )
• MERKEZDEN BAĞIMSIZ OLARAK TİCARİ MUAMELE YAPABİLME ( Ticaret Siciline Müstakil Olarak Tescil Edilen Şube )
6762/m.35,42
ÖZET : Şubenin ticaret siciline müstakil olarak tescili, müstakil sermayesi ve müstakil muhasebesinin bulunması veya muhasebenin merkezde tutulmasına ve müstakil sermayesi olmamasına karşın, kendi başına merkezden bağımsız olarak ticari muamele yapabilmesi koşuluna bağlıdır.
DAVA : Taraflar arasındaki davadan dolayı Edirne Asliye 1. Hukuk Mahkemesince verilen 17.6.1988 tarih ve 254-194 sayılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı memurluk, davalı şirketin davete rağmen ticaret siciline tescilini yaptırmadığını belirterek davalının re'sen sicile tescilini talep etmiştir.
Mahkemece, evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda davalı şirketin ticaretle iştigal ettiği sonucuna varılarak TTK.nun 35/3 ve Ticaret Sicil Nizamnamesinin 40/5 maddeleri gereğince davalının sicile re'sen tesciline karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, şube olduğundan bahisle ticaret siciline tesciline karar verilen davalı şirkete ait satış mağazası, 24.8.1985 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan ( Gümrük Hattı Dışı Eşya Satış Mağazaları Yönetmeliği ) uyarınca özel izinle açılmış bir yerdir.
Ticari işletmelerin, ticaret siciline tescilini zorunlu kılan TTK.nun 42. maddesinde ( şube )'nin tarifi yapılmamıştır. Olayımızda da, sözü edilen mağazanın şube sayılıp sayılamayacağı hususunda yeterli araştırma ve tartışma yapılmış değildir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş, tescili istenen satış mağazasının müstakil sermayesi ve müstakil muhasebesi bulunup bulunmadığının veya muhasebesi merkezde tutulmasına ve müstakil sermayesi de olmamasına rağmen kendi başına müstakilen ticari muamele yapabiliyorsa, ancak bu takdirde şube sayılabileceği gözönünde tutularak, 5590 sayılı Kanunun 9/3 maddesi ve yukarıda sözü geçen yönetmelik hükümleri ile birlikte bu mağazaların satış koşulları da nazara alınmak suretiyle inceleme yapılmak ve gerektiğinde muhasebe bilgisine sahip bilirkişiden mütalaa alınarak sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın, temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 20.6.1989 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2001/10352
K. 2002/2658
T. 25.3.2002
• TİCARET SİCİLİNE TESCİL ( Davalının Yaptığı İşin Niteliği ve Kapasitesi İtibariyle Şube Niteliğinde ve Kendi Başına Ticari İşlem Yapma Yeteneğinin Olup Olmadığının Araştırılması )
• ŞUBE TESCİLİ ( Davalının Yaptığı İşin Niteliği ve Kapasitesi İtibariyle Şube Niteliğinde ve Kendi Başına Ticari İşlem Yapma Yeteneğinin Olup Olmadığının Araştırılması )
• BİLİRKİŞİ RAPORU ( Davalının Yaptığı İşin Niteliği ve Kapasitesi İtibariyle Şube Niteliğinde ve Kendi Başına Ticari İşlem Yapma Yeteneğinin Olup Olmadığının Araştırılması )
6762/m.12,42,35,50,52,53
5590/m.9/3
ÖZET : Mahkeme, işletmenin merkeze bağlı şube ve TTK.nun 42-50-52 ve 53. maddesi gereğince ticaret siciline tescili gerekli işyeri niteliğinde olduğu gerekçesiyle ticaret siciline tescil talebinin kabulüne karar vermiştir. Mahkemece, her ne kadar bilirkişi raporu alınarak hüküm kurulmuş ise de bilirkişi raporunda TTK.nun 42 ve 50. maddeleri ve 5590 sayılı yasanın 9/3. maddesi gereğince davalının yaptığı işin niteliği ve kapasitesi itibarıyla şube niteliğinde olup olmadığı, kendi başına ticari işlem yapma yeteneğinin varlığı ve bağımsız sermayesi bulunup bulunmadığı belirlenmemiştir. Bu hususlarında irdelendiği uzman bilirkişi raporu alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak karar verilmesi hatalıdır.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada Erdek Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 10.7.2001 tarih ve 2000/395-2001/221 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR : Davacı, davalının TTK.nun 12. maddesinde sayılan işlerle iştigal eden ve aynı yasanın 42. maddesi gereğince şube vasfına haiz ticari işletmesine tescile davet edildiğini ancak davete isabet etmediğini ileri sürerek TTK.nun 35. maddesi gereğince ticaret siciline tescilini talep etmiştir.
Davalı vekili, işyerinin şube niteliğine haiz olmadığını, tüm işlemlerinin Balıkesir'de bulunan merkezde ve tek elden yürütüldüğünü savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, işletmenin merkeze bağlı şube ve TTK.nun 42-50-52 ve 53. maddesi gereğince ticaret siciline tescili gerekli işyeri niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalının TTK.nun 12. maddesinde sayılan işlerle uğraştığı iddiasıyla açılmış ticaret siciline tescil istemine ilişkindir
Mahkemece, her ne kadar bilirkişi raporu alınarak hüküm kurulmuş ise de bilirkişi raporunda TTK.nun 42 ve 50. maddeleri ve 5590 sayılı yasanın 9/3. maddesi gereğince davalının yaptığı işin niteliği ve kapasitesi itibarıyla şube niteliğini olup olmadığını kendi başına ticari işlem yapma yeteneğinin varlığı ve bağımsız sermayesi bulunup bulunmadığı belirlenmemiştir. Mahkemece, bu hususlarında irdelendiği uzman bilirkişi raporu alınıp sonucuna göre karar vermek gerekir iken, eksik incelemeye dayanılarak karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25.3.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2002/6330
K. 2002/11568
T. 13.12.2002
• ŞUBENİN TİCARİ İŞLETME NİTELİĞİ ( Ticaret Siciline Tescil - Muhasebe İşlemlerinin Şubede Veya Merkezde Tutulmasının Artık Ayırıcı Bir Kriter Olamayacağı )
• TİCARET SİCİLİNE TESCİLDEN KAÇINMA ( Şubenin Ticari İşletme Niteliğinin Belirlenmesi - Muhasebe İşlemlerinin Şubede Veya Merkezde Tutulmasının Artık Ayırıcı Bir Kriter Olamayacağı )Ticaret Siciline Tescilden Kaçınma
• TİCARİ İŞLETME NİTELİĞİNİN BELİRLENMESİ ( Ticaret Siciline Tescilden Kaçınma/Şube - Tescil İçin Önemli Kriterin Mağazanın Kendi Başına Ticari Muamele Yapıp Yapmadığının Tesbiti )
• TESCİLDEN KAÇINMA ( Şubenin Ticari İşletme Niteliğinin Belirlenmesi - Tescil İçin Önemli Kriterin Mağazanın Kendi Başına Ticari Muamele Yapıp Yapmadığının Tesbiti )
6762/m.14,35/2
5590/m.9
ÖZET : Şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında, muhasebe işlemlerinin şubede veya merkezde tutulmasının, günümüzdeki elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olmayacağından mahkemece, ticaret hukuku, işletmecilik ve muhasebe alanında uzman bilirkişi kurulup oluşturulmalı, tescil için asıl önemli kriter olan, mağazanın kendi başına ticari muamele yapıp yapmadığı, yeterince araştırılmalıdır.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada ( Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesi )nce verilen 29.03.2002 tarih ve 2001/93-2002/94 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan sonra, dava HUMK.nun 3494 sayılı Kanunla değişik 348/1 maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Davacı temsilcisi, davalı şirketin Hayrabolu İlçesi'nde market açtığını ve TTK.nun 35. maddesi uyarınca kendilerine yapılan uyarıya karşın verilen süre içerisinde ticari işletmeyi ticaret siciline tescil ettirmediğini ve tescilden imtina sebeplerini açık ve etraflı biçimde bildirmediğini ileri sürerek, TTK.nun 35/2. maddesi uyarınca davalının cezalandırılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin B... Birleşik Mağazalar A.Ş. adı altında market işletmeciliği yaptığını, merkezinin İstanbul'da olup, ticaret siciline kayıtlı bulunduğunu, Hayrabolu İlçesi'ndeki marketin ayrı bir sermayesi ve muhasebesi bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Dairemize ait 05.02.2001 tarihli ilama dayanılarak, işyerinde satışa yapılan malların davalı şirket merkezinden temin edildiği, işyerinin vergi yükümlüsü olmayıp, ayrı bir muhasebe ve yıl sonu bilançosunun düzenlenmediği, TTK.nun 14. maddesi uyarınca bağımsız bir ticari işletme ve şube olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Bozma ilamında dava konusu yerin ( marketin ) TTK.nun 14. maddesi uyarınca bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinin araştırılması gereğine değinilmiş ve mahkemede bozmaya uymuşsa da, serbest muhasebeci mali müşavir olan bilirkişiden alınan rapordaki bazı tespitlerden yola çıkılarak verilen red kararı yerinde değildir. Mahkemece ticaret hukuku, işletmecilik, muhasebe alanında uzman bilirkişi kurulu oluşturularak, 5590 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörülen kriterlerin, özellikle davalı şirkete ait mağazanın müşteriye icapta bulunduğunun ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü İle ticari ilişkinin kurulduğunun bir gerçek olduğu göz önüne alınarak, mağazanın kendi başına ticari muamele yapıp yapmadığı kriterinin yeterince araştırılması ve tescil için asıl önemli olan bu yön üzerinde özellikle durulması gerektiği halde, yazılı gerekçelerle davanın reddi yerinde görülmemiştir.
Kaldı ki, günümüzdeki elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubelerde dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında, şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olamaz. Açıklanan bu nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü İle hükmün ( BOZULMASINA ), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.12.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2002/7084
K. 2002/11940
T. 24.12.2002
• TİCARET SİCİLİNE TESCİL ( Bağımsız Tüzel Kişiliği Bulunmayan Soğuk Hava Deposu - TTK.nun 14 ve 5590 S.K. 9. Maddesi Uyarınca Bağımsız Ticari İşletme Veya Şube Niteliğinde Olup Olmadığının Araştırılması )
• TESCİLE DAVET ( Bağımsız Tüzel Kişiliği Bulunmayan Soğuk Hava Deposu - TTK.nun 14 ve 5590 S.K. 9. Maddesi Uyarınca Bağımsız Ticari İşletme Veya Şube Niteliğinde Olup Olmadığının Araştırılması )
• TİCARİ İŞLETME NİTELİĞİNİN BELİRLENMESİ ( Tescile Davet - TTK.nun 14 ve 5590 S.K. 9. Maddesi Uyarınca Bağımsız Ticari İşletme Veya Şube Niteliğinde Olup Olmadığının Araştırılması )
6762/m.14,35/2
5590/m.9
ÖZET : Dava, Ticaret Sicili Memurluğu'nca yapılan ihtara rağmen ticari işletmeyi ticaret siciline tescil ettirmeyen ve tescilden kaçınma nedenlerini de belirtilen sürede bildirmeyen davalının TTK.nun 35/2. maddesi gereğince cezalandırılması istemine ilişkindir.
Davalı vekili, dava konusu işyerinin ayrı bir sermayesi ve bağımsız muhasebesi bulunmadığını, dolayısıyla ticaret siciline tescili gereken bir ticari işletme olmadığını savunmuştur.
Bu tür davalarda mahkemece öncelikle dava konusu işyerinin TTK.nun 14 ve 5590 sayılı Kanunun 9. maddesi uyarınca bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinde olup olmadığının araştırılması, bu araştırma sonucunda davalı yerin ticari işletme anlaşılırsa davalının yasada öngörülen para cezası ile cezalandırılmasına, ayrıca tescil istemi bulunulmasa bile ticaret siciline tesciline karar verilmesi gerekir.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada ( Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesi )'nce verilen 29.03.2002 tarih ve 2000/149-2002/97 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Davacı Ticaret Sicil Müdürlüğü, davalının Trakya Bölge Müdürlüğü olarak Hayrabolu'daki işyerini Ticaret Siciline tescil ettirmesi amacıyla davet edilmesine rağmen davete uymadığı gibi imtina nedenlerini de süresi içinde bildirmediğini ileri sürerek, para cezası ile cezalandırılmasını istemiştir.
Davalı Bölge Müdürü, soğuk hava deposu işyerinin satış ve irtibat bürosu olarak işletildiğini, bağımsız tüzel kişiliği bulunmadığını, bu yüzden ticaret sicile tescil yaptırılmadığını, davet yazısını da süresinde yanıt verdiklerini savunarak, davanın reddini istemiş K... T... A.Ş. vekili, Hayrabolu işyerinin depo olarak kullanıldığını, bağımsız sermayesi ve muhasebesi bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, işyerinde satışı yapılan ürünlerin şirket merkezinden temin edildiği vergi yükümlüsü olmadığı, ayrı bir muhasebe ve yıl sonu bilançosu düzenlenmediği, bağımsız ticari işletme ve şube olmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Ticaret Sicili Memurluğu'nca yapılan ihtara rağmen ticari işletmeyi ticaret siciline tescil ettirmeyen ve tescilden kaçınma nedenlerini de belirtilen sürede bildirmeyen davalının TTK.nun 35/2. maddesi gereğince cezalandırılması istemine ilişkindir.
Davalı vekili, dava konusu işyerinin ayrı bir sermayesi ve bağımsız muhasebesi bulunmadığını, dolayısıyla ticaret siciline tescili gereken bir ticari işletme olmadığını savunmuştur.
Bu tür davalarda mahkemece öncelikle dava konusu işyerinin TTK.nun 14 ve 5590 sayılı Kanunun 9. maddesi uyarınca bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinde olup olmadığının araştırılması, bu araştırma sonucunda davalı yerin ticari işletme anlaşılırsa davalının yasada öngörülen para cezası ile cezalandırılmasına, ayrıca tescil istemi bulunulmasa bile ticaret siciline tesciline karar verilmesi gerekir. Hükme dayanak yapılan ve keşif sonucu serbest muhasebeci mali müşavir tarafından düzenlenen yetersiz rapordaki bazı tespitlerden yola çıkılarak verilen red kararı yerinde değildir. Bu konuda ticaret hukuku, işletmecilik, muhasebe alanında uzman bilirkişilerden oluşturulacak kurul ile 5590 sayılı Kanunun 9. maddesinde öngörülen ve özellikle davalı şirkete ait mağazanın müşteriye icapta bulunduğunun ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü ile ticari ilişkinin kurulduğunun bir gerçek olduğu göz önüne alınarak mağazanın kendi başına ticari muamele yapıp yapmadığı kriterinin yeterince araştırılması ve tescil için asıl önemli olan bu yön üzerinde özellikle durulması gerektiği halde yazılı gerekçelerle davanın reddi yerinde görülmemiştir.
Kaldı ki, günümüzdeki elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubelerde dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında, şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerinin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olamaz. Açıklanan bu nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24.12.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2002/7820
K. 2003/219
T. 14.1.2003
• TİCARET SİCİLİNE KAYIT TALEBİ ( Dava Konusu İşyerinin Bağımsız Bir Ticari İşletme Olup Olmadığının Araştırılması-Bu Nitelikteyse Tescile Karar Verilmesinin Gerekmesi )
• TİCARİ İŞLETME ( Bu Nitelikteki İşyerlerinin Ticaret Siciline Kaydedilebilmesi )
• ŞUBE ( Ticari İşletme Niteliğinin Belirlenmesinde Muhasebe İşlemlerinin Tutulma Yerinin Ayırıcı Kriter Olarak Uygulanmaması )
6762/m.14,35,
5590/m.9
ÖZET : Dava konusu işyerinin TTK.nun 14 ve 5590 sayılı Yası'nın 9. maddeleri uyarınca bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinde olup olmadığının araştırılması, bu araştırma sonucunda davalı yerin ticari işletme olduğu anlaşılırsa ticaret siciline tesciline dair karar verilmesi gerekir.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada Akhisar Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 24.12.2001 tarih ve 2001/157-402 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Mutlupınar Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, Ticaret Sicil Memurluğu'nca yapılan inceleme neticesinde davalının ticari faaliyette bulunduğu halde Ticaret Sicil Memurluğu'na tescilini yaptırmadığını, Ticaret Kanunu ve Ticaret Sicil tüzüğüne göre ticari şekilde işletilen müesseselerin ya da şubelerinin ticaret sicil memurluğuna kaydının zorunlu olduğunu iddia ederek, TTK.nun 35. maddesi gereğince davalının Ticaret Sicil Memurluğuna kaydının re'sen yapılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkil şirketin İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde kayıtlı olduğunu, Akhisar'da bulunan üretim tesislerinin müstakil sermayesi ve muhasebesi bulunmadığını, tek başına ticari muamele yapmasının da sözkonusu olmadığını, mezkur tesisin her bakımından merkeze bağlı olup, hiçbir şekilde ve hiçbir surette kendi başına ticari muamelede bulunmadığını, mezkur tesis de sadece üretim yapıldığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, yapılan keşif ve benimsenen bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamına göre, tesisin alım-satım yaptığı belirlenmişse de, alımın üretim için gerekli hammaddeye ilişkin olduğu ve üretilen alın merkez ile bağlantılı olarak satıldığı, tesisin ayrı ve müstakil bir ticari faaliyetinin ve muhasebesinin olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine dair karar verlmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Ticaret Sicil Memurluğu'nca yapılan ihtara rağmen ticari işletmeyi ticaret siciline tescil ettirmeyen davalının Ticaret Siciline kaydının mahkeme kararıyla yapılması istemine ilişkindir.
Davalı vekili, davaya konu Akhisar'da bulunan üretim tesislerinin ayrı bir sermayesi ve bağımsız muhasebesinin bulunmadığını, tek başına ticari muamele yapmasının sözkonusu olmadığını savunmuştur.
Bu davalarda mahkemece öncelikle dava konusu işyerinin TTK.nun 14 ve 5590 sayılı Yası'nın 9. maddeleri uyarınca bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinde olup olmadığının araştırılması, bu araştırma sonucunda davalı yerin ticari işletme olduğu anlaşılırsa ticaret siciline tesciline dair karar verilmesi gerekir. Hükme dayanak yapılan serbest mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlenmiş yetersiz rapordaki bazı tespitlerden yola çıkılarak verilen red kararı yerinde değildir. Bu konuda ticaret hukuku, işletmecilik, muhasebe alanında uzman bilirkişilerden oluşturulacak kurul ile 5590 ayılı Yasa'nın 9. maddesinde öngörülen ve özellikle davalı şirkete ait üretim tesisinin müşteriye icapta bulunduğu ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü ile ticari ilişkinin kurulup kurulmadığı, bu tesisin kendi başına ticari muamele yapıp yapmadığı kriterinin yeterince araştırılması ve tescil için asıl önemli olan bu yön üzerinde özellikle durulması gerekir.
Yapılan keşif sırasında dinlenilen davalı işyerinin mali işler şefi Cemalettin M. verdiği beyanında, "tacirden aldıkları ve sattıkları ürünler dahil olmak üzere fiyatların merkez tarafından belirlendiğini, tesislerinde herhangi bir ekonomik ve mali işlem yapılmadığını, ürettikleri mamulü sattıklarını" bildirmiş olup, tesisin alım-satım yaptığı belirlenmiştir. Mahkemece özellikle bu yön üzerinde durulması gerektiği halde yazılı gerekçelerle davanın reddi doğru görülmemiştir.
Günümüzde, elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubeler de dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi imkanlarının bulunması karşısında şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerinin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olmaz. Açıklanan bu nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.01.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2003/11998
K. 2004/8258
T. 14.9.2004
• TİCARET SİCİLİNE TESCİLE DAVET ( Şubenin Kendi Başına Ticari Muamele Yapması - Ticari İşletme Niteliğinin Belirlenmesinde Muhasebe İşlemlerinin Şubede Veya Merkezde Tutulmasının Ayırıcı Kriter Olarak Uygulanmasının Doğru Olmadığı )
• ŞUBENİN TİCARİ İŞLETME NİTELİĞİ ( Belirlenmesinde Muhasebe İşlemlerinin Şubede Veya Merkezde Tutulmasının Ayırıcı Kriter Olarak Uygulanmasının Doğru Olmadığı - Ticaret Siciline Tescile Davet/Kendi Başına Ticari Muamele )
• TESCİLE DAVET ( Ticaret Siciline/Şubenin Kendi Başına Ticari Muamele Yapması - Ticari İşletme Niteliğinin Belirlenmesinde Muhasebe İşlemlerinin Şubede Veya Merkezde Tutulmasının Ayırıcı Kriter Olarak Uygulanmasının Doğru Olmadığı )
• MUHASEBE İŞLEMLERİ ( Şubenin Ticari İşletme Niteliğinin Belirlenmesi - Şubede Veya Merkezde Tutulmasının Ayırıcı Kriter Olarak Uygulanmasının Doğru Olmadığı/Kendi Başına Ticari Muamele Yapmasının Yeterli Olacağı )
6762/m.35/3
ÖZET :Dava, TTK.nun 35/3 ncü maddesi uyarınca davalı tarafa ait ticari işletmenin şube olarak tescili istemine ilişkindir.
Elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubeler de dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında, şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerinin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olamaz.
Açıklanan durum karşısında, dava konusu ticari işletmenin şube niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada Kuşadası Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 29.04.2003 tarih ve 2002/270-2003/414 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 14.09.2004 günde davalı avukatı Bahadır P. gelip, davacı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ayşe Altun tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, davalı şirketin Kuşadası'nda şube açarak ticari faaliyet göstermeye başladığını, kendi başına ticari muamele yapan davalı mağazasının şube olup, yasa gereği tescilinin zorunlu olduğunu, davalının ise tescilden kaçındığını ileri sürerek, davalının Kuşadası şubesinin re'sen tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkiline ait Kuşadası satış mağazasının şube niteliğinde bir ticari faaliyeti bulunmadığı gibi buranın müstakil bir ticari işletme de olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, dava konusu mağazanın bütün işlemlerinin merkez tarafından yapıldığı, ayrı bir yönetime sahip olmadığı, kendi başına tasarruf yetkisinin ve müstakil sermayesinin, ayrı muhasebesinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, TTK.nun 35/3 ncü maddesi uyarınca davalı tarafa ait ticari işletmenin şube olarak tescili istemine ilişkindir.
Dairemiz'in, süreklilik kazanmış olan ve 05.02.2001 gün ve 2000/9963 Esas, 2001/865 Karar, 13.12.2002 gün ve 2002/6330-11568 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, 5590 sayılı Kanun'un 9 ncu maddesinde öngörülen kriterlerin, özellikle müşteriye icapta bulunduğunun ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü ile ticari ilişkinin kurulduğunun kanıtlanması halinde mağazanın, şube olarak tescil edilmesi gerekmektedir. Davalı şirkete ait mağazanın da müşteriye icapta bulunduğu ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü ile ticari ilişki kurduğu, mağazanın kendi başına ticari muamele yaptığı kanıtlanmış bulunmaktadır.
Kaldı ki, günümüzdeki elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubeler de dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında, şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olamaz.
Açıklanan durum karşısında, dava konusu ticari işletmenin şube niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
Mahkemece, TTK.nun dava konusu ticari işletmenin şube olarak tescil ettirilmesi için TTK.nun 35/1 nci maddesi hükmü uyarınca davalı tarafa bir davette bulunup bulunmadığının araştırılması ve usulünce davette bulunulması halinde davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddedilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, davacı vekili duruşmaya gelmediğinden duruşma vekillik ücretinin takdirine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.09.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 1982/3442
K. 1982/5627
T. 26.11.1982
• TESCİL DAVASI ( PTT Şube Müdürlüğünün Tescili )
• PTT BÖLGE BAŞMÜDÜRLÜKLERİ İLE İL MERKEZ MÜDÜRLÜKLERİ ( Şube Olarak Ticaret Siciline Tescile Gerek Olmaması )
• TİCARİ İŞLETMENİN BİR BÖLÜMÜ ( Ticaret Siciline Tescil Edilebilme Şartları )
6762/m.12,13
ÖZET : Ptt bölge başmüdürlükleri ile il merkez müdürlüklerinin, şube olarak ticaret siciline tescilleri gerekmez. Bir ticari işletmenin bir bölümünün şube olarak ticaret siciline tescil edilebilmesi için, işletmenin o bölümüne tahsis edilmiş bir sermayenin bulunması gerekir.
DAVA : Bitlis Ticaret Sicil Memurluğu adına K. S. ile PTT Genel Müdürlüğü arasında çıkan davadan dolayı Bitlis As. Hukuk Hakimliğince verilen 22.10.1981 gün ve 27/17 sayılı hükmü onayan dairenin 9.2.1982 gün ve 536/527 sayılı ilamı aleyhinde davalı avukatı tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla bazı nevakısın ikmali için dosya mahalline iade edilmişti. Bu kere ikmalen gelmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı, PTT Bitlis şubesinin, şube olarak ticaret siciline kaydı gerektiği halde gerekeni yapmaması nedeniyle mahkemeye başvurmuş, mahkemece evrak üzerinde yapılan inceleme sonunda PTT Bitlis şubesinin şube olarak Ticaret Siciline kayıt ve tesciline karar vermiş, hüküm Dairemizin 82/536-527 sayı ve 9.2.1982 günlü kararıyla onanmıştır.
PTT Genel Müdürlüğü karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
5590 sayılı "Ticaret ve Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları" Kanunu yalnız bu Oda ve Borsaları ilgilendiren bir yasa olup, içinde bulunan tarif ve kabuller de ancak işbu yasanın kapsamı ile sınırlı olup, başka kanunlarda düzenlenen hususları etkilemez. Nitekim işbu "5590 sayılı Kanunun adı ile bazı maddelerinin değiştirilmesi ve ek ile geçici maddeler eklenmesine" ilişkin 2567 sayılı kanunda da ( 26.12.1981 gün ve 17556 sayılı Resmi Gazete ) bu husus dolaylı da olsa "yukarıdaki fıkralardaki sanayici tarifi yalnız bu kanuna münhasırdır" denilmek suretiyle belirtilmiştir. Değişik md. 3/fıkra son. Bu nedenle 5590 sayılı Yasanın eski 9/f maddesinde ve 2567 sayılı Yasa ile değiştirilen 9/3 maddesinde yapılan şube tarifi Ticaret Kanunu ve Ticaret Sicili Nizamnamesi bakımından bağlayıcı bir taraf değildir. Zira ticari işletmenin ne olduğu Türk Ticaret Kanununda ve Ticaret Sicili Nizamnamesinde belirtildiği gibi ( TTK. md. 12, 13; TSN md. 14 ). Ticaret Sicili Nizamnamesi tarifini yapmamakla birlikte bir ticari işletme şubesinin tescilinde hangi şartların aranacağını 54. maddesinde belirtilerek dolaylı olarak bu koşulları haiz bulunmayan herhangi bir ticari işletme bölümünün şube olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiş bulunmaktadır. TSN. nin 54/e maddesinde şubeye ayrılmış olan sermayeden bahsedilmiştir. O halde bir ticari işletmenin herhangi bir bölümüne tahsis edilmiş bir sermaye mevcut olmadıkça bu bölümün, diğer şartları haiz olan dahi, şube olarak kabulü mümkün olamaz. Ticaret sicilini ve ticaret sicili memurunu başka yasalar değil, TTK. ile Ticaret Sicili Nizamnamesi hükümlerini ilgilendirir ve bağlar. PTT il müdürlüklerine tahsis edilmiş bir sermaye olmadığı daha önce Yargıtay'dan geçen işlerde yaptırılmış olan bilirkişi incelemelerinden bilindiği cihetle, PTT il müdürlüklerinin şube olarak kabulleri olanaksızdır. Bu durumda Bitlis Ticaret Sicili Memurunun PTT Bölge Başmüdürlüğü ile il merkez müdürlüğü ve şefliklerinin şube olarak Ticaret Siciline tescili gerektiğine ilişkin isteminin reddi gerekirken kabulü hakkında hüküm tesisi bozmayı icap ettirdiği halde her nasılsa onandığı anlaşılmakta PTT'nin HUMK.nun 440. maddesine uygun bulunan karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.
SONUÇ : PTT Genel Müdürlüğü'nün karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 82/536-527 sayı ve 9.2.1982 günlü onama kararının kaldırılmasına ve hükmün yukarıda gösterilen nedenlerle bozulmasına, ödediği temyiz ve tashihi karar peşin harçlarının isteği halinde temyiz edene iadesine 26.11.1982 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2004/1300
K. 2004/10248
T. 25.10.2004
• ŞİRKET ŞUBESİNİN TİCARET SİCİLİNE RE'SEN TESCİLİ TALEBİ ( Mahkemece Yapılacak İnceleme ve Araştırmalar - Muhasebe İşlemlerinin Merkezden Yapılmasının Şubenin Ticari İşletme Niteliğinin Araştırılmasında Ayırıcı Kriter Olmaması )
• TİCARET SİCİL MEMURLUĞU'NUN RE'SEN TESCİL TALEBİ ( Şirketin Şubesi İçin - Mahkemece Şubenin Ticari İşletme Niteliğinin Araştırılması Gereği/Muhasebe Kayıtlarının Şubede veya Merkezde Tutulmasının Ayırıcı Kriter Olmaması )
• MUHASEBE KAYITLARININ ŞUBEDE VEYA MERKEZDE TUTULMASI ( Şubenin Ayrı Ticari İşletme Niteliğinin Tesbitine Etki Etmeyeceği - Şubenin Ticaret Siciline Re'sen Tescili Talebiyle Açılan Davada )
• ŞUBENİN TİCARET SİCİLİNE RE'SEN TESCİLİ TALEBİ ( Şubenin Ticari İşletme Niteliğinin Araştırılması Usulü - Muhasebe Kayıtlarının Merkezde veya Şubede Tutulmasının Ayırıcı Kriter Olmaması )
• TİCARİ İŞLETME NİTELİĞİNİN ARAŞTIRILMASI GEREĞİ ( Şubenin Ticaret Siciline Re'sen Tescili Talebiyle Açılan Davada - Muhasebe Kayıtlarının Merkezde veya Şubede Tutulmasının Ayırıcı Kriter Olmaması )
5590/m.9
6762/m.14,42
ÖZET : Dava, Ticaret Sicili Memurluğu'nca yapılan ihtara rağmen ticari işletmeyi ticaret siciline tescil ettirmeyen davalının ticaret siciline resen tescili istemine ilişkindir. Davalı vekili, dava konusu işyerinin şube olsa da, ayrı bir sermayesi ve bağımsız muhasebesi bulunmadığını, dolayısıyla ticaret siciline tescili gereken bir ticari işletme olmadığını savunmuştur. Şirket şubesinin ticaret siciline tesciline ilişkin davalarda mahkemece, öncelikle dava konusu işyerinin TTK.nun 14 ve 5590 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinde olup olmadığının araştırılması, bu araştırma sonucunda davalı yerin ticari işletme ya da bunun bir şubesi olduğu anlaşılırsa davalının TTK.nun 42. madde hükmü uyarınca ticaret siciline tesciline karar verilmesi gerekir. Mağazanın kendi başına ticari muamele yapıp yapmadığı kriterinin yeterince araştırılması ve tescil için asıl önemli olan bu yön üzerinde özellikle durulması gerektiği halde yazılı gerekçelerle davanın reddi yerinde görülmemiştir. Kaldı ki, günümüzdeki elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubeler de dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında, şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olamaz.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada Merzifon Asliye Hukuk Mahkemesi' nce verilen 23.10.2003 tarih ve 2003/60-2003/442 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Davacı temsilcisi, davalı şirketin Merzifon Şubesinin ticaret siciline tesciline ilişkin yaptığı davete davalının uymadığını ileri sürerek, şubesinin ticaret siciline tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava konusu mağazanın bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Ticaret Sicili Memurluğu'nca yapılan ihtara rağmen ticari işletmeyi ticaret siciline tescil ettirmeyen davalının ticaret siciline resen tescili istemine ilişkindir.
Davalı vekili, dava konusu işyerinin şube olsa da, ayrı bir sermayesi ve bağımsız muhasebesi bulunmadığını, dolayısıyla ticaret siciline tescili gereken bir ticari işletme olmadığını savunmuştur.
Bu tür davalarda mahkemece, öncelikle dava konusu işyerinin TTK.nun 14 ve 5590 sayılı Kanun'un 9 ncu maddesi uyarınca bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinde olup olmadığının araştırılması,bu araştırma sonucunda davalı yerin ticari işletme ya da bunun bir şubesi olduğu anlaşılırsa davalının TTK.nun 42 nci madde hükmü uyarınca ticaret siciline tesciline karar verilmesi gerekir. Hükme dayanak yapılan bilirkişi kurulunun raporundaki bazı tespitlerden yola çıkılarak verilen ret kararı yerinde değildir. Bu konuda ticaret hukuku, işletmecilik, muhasebe alanında uzman bilirkişilerden oluşturulacak kurul ile 5590 sayılı Kanun'un 9 ncu maddesinde öngörülen ve özellikle davalı şirkete ait mağazanın müşteriye icapta bulunduğunun ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü ile ticari ilişkinin kurulduğunun bir gerçek olduğu göz önüne alınarak, mağazanın kendi başına ticari muamele yapıp yapmadığı kriterinin yeterince araştırılması ve tescil için asıl önemli olan bu yön üzerinde özellikle durulması gerektiği halde yazılı gerekçelerle davanın reddi yerinde görülmemiştir.
Kaldı ki, günümüzdeki elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubeler de dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında, şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olamaz.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25.10.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
III. HAFTA- IV. HAFTA - REHİN & DEVİR
TICARI ISLETME HUKUKU
“REHIN & DEVIR ”
III. ve IV. HAFTAYA KONU
YARGITAY KARARLARI
T.C.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
E. 2001/4132
K. 2001/6811
T. 25.10.2001
• SIRA CETVELİNE İTİRAZ ( Ticari İşletme Rehni - Üzerinde Faaliyette Bulunulan Taşınmazın İşletme Sahibine Ait Olması/Tapu Siciline Kaydedilmemesi )
• TİCARİ İŞLETME REHNİ ( Üzerinde Faaliyette Bulunulan Taşınmazın İşletme Sahibine Ait Olması/Tapu Siciline Kaydedilmemesi - Sıra Cetveline İtiraz )
• TAPU SİCİLİNE KAYIT ( Üzerinde Faaliyette Bulunulan Taşınmazın İşletme Sahibine Ait Olması - Ticari İşletme Rehni/Tapu Siciline Kaydedilmemesi )
• İYİNİYET ( Ticari İşletme Rehni - İşletme Konusu Menkul Malların Sicil Bölgesi İçinde Bulunmamaları Halinde Ayni Hak İktisabında İyiniyetin Korunamayacağı
743/m.901
1447/m.7, 9/2, 10/2
2004/m.126/4
ÖZET : Ticari işletme Yasasının 7. maddesine göre ticari işletmenin, üzerinde faaliyette bulunduğu taşınmazın işletme sahibine ait olması halinde, ticari işletme rehni tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilecek ise de; bu tescilin yapılmaması, rehin, kendi özel siciline tescille doğduğundan, ticari işletme rehninin geçerliliğini etkilemez.
Aynı Yasanın 9/2 maddesinin karşıt anlamından, işletme konusu menkul malların sicil bölgesi içinde bulunmamaları halinde ayni hak iktisabında iyiniyetin korunamayacağı anlamı çıkmaktadır.
MK.nun 901. maddesine bir istisna getiren bu durumda ipotekli alacaklı, ticari işletme rehnine konu mallar üzerinde ancak ticari işletme rehninden sonra gelen bir rehin hakkı iktisap eder.
DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı H... Bankası A.Ş. vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, borçlu O... A.Ş.'ne ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde davalı bankaya ticari işletme rehninden dolayı 37.880.000.000.-TL pay ayrıldığını, davalı banka lehine düzenlenen ticari işletme rehni sözleşmesinin geçerli olmadığını ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, ticari işletme rehni sözleşmesinin kanuna uygun olarak tesis edildiğini belirterek şikayetin reddini istemiştir.
Mercii Hakimliğince iddia, savunma ve toplanan delillere göre ticari işletme rehninin tapu sicilinde yer almadığı, taşınmazın satışa çıkarılması üzerine yapılan ilana rağmen davalı bankanın İİK.nun 126/4. maddesi uyarınca bildirimde bulunmadığı bu nedenle ticari işletme rehninden doğan alacağın satış aşamasında ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle sıra cetvelinin iptaline karar verilmiş, karar davalı H.... A.Ş. vekilince temyiz edilmiştir.
Bedeli paylaşıma konu taşınmaz ve taşınmazın mütemmim cüzü ve teferruatı 24.8.2000 tarihinde 600.000.000.000.-TL'na satılmış, davalı H.... A.Ş.'ne ticari işletme rehninden dolayı 37.880.000.000.-TL pay ayrılmış, davacı İ... Bankası A.Ş. ticari işletme rehninin tapu siciline kaydedilmemesi nedeniyle geçersiz olduğunu, satış ilanı üzerine bu hak ileri sürülmediğinden sıra cetveli düzenlendikten sonra ileri sürülemeyeceğini belirterek sıra cetveline itiraz etmiş, Merci Hakimliğince itiraz kabul edilerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.
Davalı banka lehine ticari işletme rehni 8.11.1995 tarihinde tesis edilmiştir. Ticari işletme rehnine konu menkullerin bulunduğu taşınmaz üzerinde davacı İ... Bankası A.Ş. lehine 22.11.1996, 11.8.1997, 18.11.1998 tarihlerinde ipotekler kurulmuştur.
Ticari işletme Rehni Kanununun 7. maddesine göre ticari işletmenin üzerinde faaliyette bulunduğu taşınmazın işletme sahibine ait olması halinde ticari işletme rehni tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilecektir. Bu tescilin yapılmaması ticari işletme rehninin geçerliliğini etkilemez. Zira ticari işletme rehni kendi özel siciline tescille doğduğundan bu bildirim geç yapılsa veya hiç yapılmasa dahi rehin hakkı doğmaktadır. ( Seza, Reisoğlu: Ticari işletme Rehni ve Uygulamada Ortaya Çıkan Sorunlar, Ankara 1977 s.20; Yeşim Gülekli: İpoteğin Taşınmaz ve Alacak Yönünden Kapsamı, İstanbul 1992 s.29; Erhan Türken Ticari İşletme Rehni Eskişehir 1981 s.95; Ali Erten: Ticari İşletme Rehni Ankara 2001 ).
Ticari işletme rehni tapu siciline bildirilmemişse ve taşınmaz üzerinde sonradan lehine ipotek tesis edilen alacaklı iyiniyetli ise hangi alacaklıya öncelik tanınacaktır?
Ticari işletme Rehni Kanununun 9/2. maddesine göre ticari işletme rehninden haberdar olmaksızın ticari işletmenin sicil belgesi dışındaki münferit unsurları üzerinde ayni bir hakkı iktisap edenin iyiniyeti korunur. Bu hükmün karşıt anlamından işletme konusu menkul malların sicil bölgesi içinde bulunmaları halinde aynı hak iktisabında iyiniyetin korunmayacağı anlamı çıkmaktadır.
Ticari işletme Rehni Kanununun 10/2. maddesinde ticari işletme rehni sahibinin ticari işletmeye dahil unsurlar üzerinde ayni hak kurmak için alacaklının muvafakatini almak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır.
Ticari işletme Rehni Kanununun 9/2 ve 10/2. maddeleri iyiniyetli olarak mülkiyet veya diğer bir ayni hakkın iktisabını düzenleyen MK.nun 901. maddesine bir istisna getirmektedir. Bu durumda ipotekli alacaklı ticari işletme rehnine konu mallar üzerinde ancak ticari işletme rehninden sonra gelen bir rehin hakkı iktisap edeceğinden Mercii Hakimliğince şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulünde isabet görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın ( BOZULMASINA ), peşin harcın istek halinde iadesine, 25.10.2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2000/3198
K. 2000/6518
T. 7.7.2000
• ŞİRKET YÖNETİM KURULUNUN KARAR ALMASININ ÖNLENMESİ ( Davalı Şirketin Elinde Bulunan Taşınmazları Elden Çıkarma Eğiliminde Olduğu ve Bunun için Yönetim Kurulunun Karar Almasının Önlenmesi İstemi )
• YÖNETİM KURULUNUN KARAR ALMASININ ÖNLENMESİ ( Davalı Şirketin Elinde Bulunan Taşınmazları Elden Çıkarma Eğiliminde Olduğu ve Bunun için Yönetim Kurulunun Karar Almasının Önlenmesi İstemi )
• TALEPLE BAĞLILIK ( Hakimin Tarafların İleri Sürdükleri Maddi Vakıalarla ve Bunlara Bağlı Neticei Taleplerle Bağlı Olması )
• REHİN ( Ticari İşletmede Olan Mal ve Sınai Haklar Üzerinde Kredi Kuruluşları Lehine Aldığı Kredinin Karşılığı ve Teminatı Olarak Rehin Hakkının Sağlanma İmkanının Olması )
• TİCARİ İŞLETMEDE REHİN ( Ticari İşletmede Olan Mal ve Sınai Haklar Üzerinde Kredi Kuruluşları Lehine Aldığı Kredinin Karşılığı ve Teminatı Olarak Rehin Hakkının Sağlanma İmkanının Olması )
818/m.110
1447/m.3
743/m.869,870
1086/m.74,75,76
6762/m.360,370
ÖZET : Ticari işletmelere sınırlı olarak belirlenen ve ticari işletme bünyesinde olan mal ve sınai haklar üzerinde ve yine bunların ticari işletme bünyesinde ( zilyetliğinde ) kalmak koşuluyla kredi kuruluşları lehine, bunlardan aldığı kredinin karşılığı ve teminatı olarak rehin hakkının sağlanması imkanı vardır. Davacı dava dilekçesinde maddi vakıaları belirledikten sonra taşınmazların üçüncü kişilere devrinin önlenmesi ve davalı şirket yönetim kurulunun bu yolda karar almasının önlenmesine yönelik istemi, davalı tarafın rehin sözleşmesine vaki aykırı davranışının ve çıkardığı muarazanın önlenmesi ile rehin işlemi çözülünceye veya taraflar bir başka şekilde anlaşıncaya kadar bu taşınmazlarının satışının önlenmesine ve muarazanın bu şekilde giderilmesi şeklinde karar verilmesini istediği kabul edilerek, bu şekilde yani sözleşmenin aynen ifasına yönelik hüküm kurulmak suretiyle uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekir. Hakim, tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve bunlara bağlı netice-i taleplerle bağlı ve fakat hukuki tavsiflerle bağlı olmayıp, kanunları resen uygulamakla ve neticeye vardırmakla yükümlüdür.
DAVA : Taraflar arasındaki davanın İstanbul 9.Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 10.6.1999 tarih ve 1999/184-1999/659 sayılı kararın ca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla duruşma için belirlenen 4.7.2000 gününde davacı avukatı Özgün Ö........ ile davalı avukatı İ.Hakkı S......... ve Özkan P.... gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ömer Ö......... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, müvekkili bankadan kredi kullanan dava dışı şirketlerin kredi borçlarına karşılık gerçek kişi davalıların, davalı anonim şirketteki %99u aşan oranındaki hisselerini müvekkiline rehin verdiklerini, kredi borçluları hakkında müvekkilince icra takipleri başlatıldığını, bu arada davalı şirketin maliki olduğu taşınmazları elden çıkarmaya yönelerek muaraza çıkardığını, davalı şirketin taşınmazlarını elden çıkarması halinde şirket mal varlığının azalması nedeniyle rehinli hisselerin de ekonomik değerini yitireceğinden alacağın teminatının korunması bakımından, davalı şirkete ait bir kısım taşınmazın üçüncü kişilere devir ve intikali konusunda şirket yönetim kurulunun karar almasının önlenmesini dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın eda davası olmadığından dinlenemeyeceğini, davalı şirketin davacı bankaya borçlu olmadığını, kredi kullanan şirketlerin ayrıca borçlarının ipotekle temin edildiğini, taşınmaz satışından elde edilecek gelirlerin yine şirkete ait olacağını, davacının taşınmazlarda tasarruf hakkı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketten alacaklı olduğunu ileri sürmeyip istikbale muzaf ve henüz ne tür bir karar verileceği belli olmayan konuda karar tesisi istenildiği, asıl borçlu şirketler yönünden ipoteğin ve kefalet mektuplarına dayalı icra takipleri başlatıldığı, rehinli hisseler yönünden davacının dayandığı rehin sözleşmesinin de şekil şartları yönünden geçersiz olduğunu, davacının kayyım tayin ettirerek tedbire gerek kalmadan haklarını kullanma imkanı varken, tedbir ve tespit davası yoluyla şirketi kar amacından yoksun bırakabilecek talebin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraflar temyiz etmiştir.
1-Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere mahkemece, davanın reddine gerekçe olarak özetle, öncelikle rehin sözleşmesinin geçersiz olduğu, davacı tarafın rehin sözleşmesine hüküm koydurarak şirket yönetimine katılabileceğini, ortada kefalet ve BK.110 ncu maddesi hükmüne uygun bir hukuki işlemin de bulunmadığı gibi, davanın bir nevi ihtiyati tedbire yönelik tespit davası şeklinde açıldığını oysa, böyle bir davanın dinlenmesi ve talep doğrultusunda yönetim kurulunun karar almasını önler bir şekilde hüküm tesisinin usulen mümkün olmadığı hususları gösterilmiş bulunmaktadır.
Bu durum karşısında dava, hem esas, hem de usül hükümleri açısından reddine karar verilmiş olmakla öncelikle esasa ilişkin red gerekçeleri üzerinde durulması gerekmektedir.
Esasa ilişkin en önemli gerekçe, ortada usulüne uygun bir rehin işlemi olmadığına ilişkin olanıdır. Zira, bu gerekçe yerinde bulunduğu takdirde diğer gerekçelerin üzerinde durulmaksızın davanın reddi kararı isabetli olacaktır. Mahkemece, dava konusu rehin işleminin 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanununa göre gerekli şartları taşımadığı belirlenmiştir. Bilindiği üzere 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu ile, ticari işletmelere, bu yasanın 3 ncü maddesinde sınırlı olarak belirlenen ve ticari işletme bünyesinde olan mal ve sınai haklar üzerinde ve yine bunların ticari işletme bünyesinde ( zilyetliğinde ) kalmak koşuluyla kredi kuruluşları lehine, bunlardan aldığı kredinin karşılığı ve teminatı olarak rehin hakkının sağlanması imkanı getirilmiştir. Oysa, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelerden Hazine Müsteşarlığının da müdahalesi sonucu, dava dışı şirketlerin kredi borçlarını davacı bankaya ödemelerinde ki aksamalar karşısında, davalı şirket sermayesinin %99,99 payına sahip ortakları olan davalılara ait ve henüz pay senedine bağlanmamış hamiline yazılı paylar için ilmühaber çıkarıldığı ve bu pay sahiplerince 25.11.1998 tarihli müşterek imzalı taahhütname ile payları davacı İ......... A.Ş. lehine rehin ettiklerini açıklayarak, keyfiyetin davalı şirket pay defterine işlenmesini müteakkip ilmühaberlerin davacıya teslimini talep etmişler, davalı şirketçe de aynı tarihli yazı ile rehin verenlerin bu istemleri kabul edilerek, şirket pay defterine işlemleri yapılmış, ilmühaberler davacı bankaya teslim edilmiş ve bu senetler, davacı banka tarafından 7.12.1998 tarihinde TC.Merkez Bankasına saklamaya verilmiştir. Bu işlemler dikkate alındığında taraflar arısında yapılan işlemin, bir ticari işletme rehni değil, MK.nun 869 ve 870 nci maddeleri hükümleri çerçevesinde yapılan bir rehin işlemidir. Ve bu tür rehnin bütün koşulları bu işlemlerle gerçekleşmiştir. O halde, mahkemenin hem rehin işleminin geçersizliğine, hem de alternatif hukuki işlemler olarak dikkate aldığı kefalet veya üçüncü şahsın fiilini taahhüt hukuki işlemlerinin de oluşmadığı gerekçelerinde de isabet bulunmamaktadır. Zira, rehnin alacak-borç ilişkisinin dışında olan üçüncü kişi tarafından verilmesine engel bir yasal hüküm yoktur.
Mahkemenin, böyle bir davanın kurulacak hüküm yönünden usule aykırı olarak açılan bir dava olduğunu, bu sebeble de davanın reddi gerektiği yönündeki usule ilişkin gerekçesine gelince; bu sorunun çözülebilmesi yani davanın niteliğini tespit için taraflar arasındaki hukuki işlemin mahkemece belirlenmesi zorunludur. Zira, 4.6.1958 gün ve 15/6 sayılı İBK.da da belirlendiği gibi, HUMK.un 74,75 ve 76 ncı maddeleri gereğince hakim, tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve bunlara bağlı netice-i taleplerle bağlı ve fakat hukuki tavsiflerle bağlı olmayıp, kanunları resen uygulamakla ve neticeye vardırmakla yükümlüdür. Yukarıda değinildiği gibi, bir taraftan rehin işlemi usulüne uygun gerçekleştirilirken, öte yandan rehin verenlerden Mustafa Ç........... tarafından tarihsiz ve fakat münderacatından rehinden önce davacı şirkete gönderildiği anlaşılan taahhütnamede, maliki olduğu ve bu yazıda nitelikleri bildirilen taşınmazları 90 trilyon TL. üzerinden davalı şirkete satmayı yükümlenmiş ve aynı taahhütnamede bu satış işlemi ile rehin tesis edilecek pay senetleri ile irtibatlandırılmış bulunmaktadır. Nitekim, rehin işlemlerini müteakkip, davalı şirket genel kurulunun ( davacı bankanın yönetimi 7.1.1999 tarihinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredildikten sonra, ) TTK.nun 370 nci maddesi hükmü çerçevesinde 13.1.1999 tarihinde çağrısız olarak yaptığı olağanüstü genel kurul toplantısında şirket sermayesi artırılmakla birlikte Mustafa Çağların davacı bankaya verdiği taahhütnamenin gereği olarak bu kişiye ait taşınmazların 90 trilyon TL. üzerinden satın alınmasına karar verildiği ve 19.1.1999 tarihinde de karar gereği olarak bu taşınmazların davalı şirket bünyesine alındığı görülmektedir. Bütün bu işlemlerin tümü birlikte değerlendirildiğinde, davacı bankanın, davalılarla yaptığı rehin sözleşmesinde sadece pay senetleri ilmühaberlerinin kendisine rehnedilmesi ile yetinmediği, ayrıca Mustafa Ç.........a ait ve fakat Yeşilşehir adıyla bilinen konut ve sosyal tesisler inşaatının yapılması sözleşmesinde işveren sıfatı bulunan N......... İnşaat ve Ticaret A.Ş. olan, taşınmazların davalı şirket bünyesine alınarak rehinli senetlerin değerlerinin muhafazası ile takviye edilmesinin amaçlandığı ve taraflar arasındaki rehin sözleşmesinin bu teminatı da içerdiği sonucu açıkça ortaya çıkmaktadır.
Ne varki, davalı şirket yukarıda değinilen genel kurul toplantısında bu sözleşme hükümlerini bir yandan yerine getirirken, diğer yandan 10 ve 11 parsel sayılı taşınmazlarda yer alan bölümleri dilediği bedel ve şartlar ile satma konusunda şirket yönetim kuruluna yetki vermek suretiyle bu taşınmazları şirket bünyesinden çıkarma iradesini ortaya koyarak, taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı davranış içinde girmiş ve bu davranışı ile sözleşme hükümleri bakımından muaraza çıkarmış bulunmaktadır. Böyle bir durum karşısında, sözleşmenin diğer yanı olan davacı banka diğer tarafın çıkardığı muarazanın önlenmesi ile sözleşmenin aynen ifasını isteyebilir ki, bu tür davaya genel doktrinde, gerekse uygulamada imkan tanımaktadır. Davalı şirketin böyle bir kararı, sermayeyi artırma kararı bünyesinde alması, sözleşmenin diğer yanı olan davacı aleyhine sonuç doğurması mümkün değildir. Bu sebebledir ki mahkemenin TTK.nun 360 ncı maddesine dayalı gerekçesi de davanın özelliği bakımından dayanaksız kalmaktadır.
Davacı taraf, dava dilekçesinde maddi vakıaları yukarıda değinilen şekilde belirledikten sonra dava dilekçesinin İstem bölümünde yer alan 10 ve 11 parsel sayılı taşınmazların üçüncü kişilere devrinin önlenmesi ve davalı şirket yönetim kurulunun bu yolda karar almasının önlenmesine yönelik istemi, davalı tarafın rehin sözleşmesine vaki aykırı davranışının ve çıkardığı muarazanın önlenmesi ile rehin işlemi çözülünceye veya taraflar bir başka şekilde anlaşıncaya kadar bu taşınmazlarının satışının önlenmesine ve muarazanın bu şekilde giderilmesi şeklinde karar verilmesini istediği kabul edilerek, bu şekilde yani sözleşmenin aynen ifasına yönelik hüküm kurulmak suretiyle uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekirken, dava dilekçesine değişik anlam verilerek usül açısından davanın reddi doğru görülmemiş ve kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Yukarıda açıklanan bozma sebep ve şekline göre, davalıların temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ve ( 2 ) numaralı bend gerekçesine göre davalı tarafın temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 100.000.000 lira duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harçların istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 7.7.2000 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
E. 1994/9457
K. 1994/11059
T. 8.12.1994
• HUSUMET ( Varlığına Son Verilen TEK'in Taraf Olduğu Dava ve Takiplerde )
• İKTİSADİ DEVLET TEŞEKKÜLÜ ( Varlığına Son Verilen TEK'in Taraf Olduğu Dava ve Takiplerde Husumet )
• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI ( Varlığına Son Verilen TEK'e Karşı Açılan )
KHK-233/m.4/2
818/m.179,180
1086/m.186
ÖZET : Davanın devamı sırasında, davalı Türkiye Elektrik Kurumu'nun hukuki varlığına son verilmiş ve yerine "Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi" ( TEDAŞ ) ile "Türkiye Elektrik Üretim İletim Anonim Şirketi" ( TEAŞ ) adıyla iki ayrı iktisadi devlet teşekkülü kurulmuş, hukuki varlık ve tüzel kişilik kazanmışlardır. İktisadi Devlet Teşekkülleri 233 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamede saklı tutulan hususlar dışında, "özel hukuk hükümlerine" tabidirler. İktisadi devlet Teşekküllerinin taraf olduğu devir, dönüşüm ve benzeri intikal hallerinde BK.nun 179,180. madde hükümleri uygulanır. Türkiye Elektrik Kurumu'nun taraf olduğu dava ve icra takipleri ana statülerinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ilgilerine göre yeni kurulan teşekküller tarafından yürütülecektir. Davanın devamı sırasında, Türkiye Elektrik Kurumu'nun aktif ve pasifleriyle ( TEDAŞ )'a devrolduğu anlaşıldığından, devralan ( TEDAŞ ) şirketi, devreden Türkiye Elektrik Kurumu'nun aktif ve pasif tüm borçlarından sorumludur. Bu durumda davacı HUMK.nun 186. maddesi gereğince ( TEDAŞ )'ı hasım göstererek, davasını yürütmek hakkına sahiptir. Bu husus , mahkemece kendiliğinden gözetilir. Davanın husumet nedeniyle reddi doğru değildir. ( Bakanlar Krl. K.- 93/4789 s. ( 12.8.1993 Ta. ) geçici m. 2 )
DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacılar miras bırakanları Dursun'un davalı Türkiye Elektrik Kurumuna bağlı, TEK Ordu-Aybastı Kabataş İşletmesi işyerinde hizmet akti ile çalışmakta iken,1.8.1992 gününde elektriğe çarpılması sonucu öldüğünü öne sürerek, her biri için 100.000 lira maddi, 25.000.000 TL. da manevi tazminata hükmedilmesini istemişlerdir.
Davalı İdare vekili, davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece; hizmet sırasında ölen Dursun'un TEK Ordu Dağıtım Müessesesi'nin elamanı olduğu, adı geçen müessesenin tüzel kişiliğe haiz ayrı bir kuruluş olduğu, o nedenle husumetin TEK Genel Müdürlüğü'ne yöneltilemeyeceği kabul edilmiş, husumet nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Türkiye Elektrik Kurumu'nun hukuki varlığına 26.4.1994 tarihi itibariyle son verilmiş ve yerine "Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi" ( TEDAŞ ) ile "Türkiye Elektrik Üretim İletim Anonim Şirketi" ( TEAŞ ) adıyla iki ayrı iktisadi devlet teşekkülü kurulmuştur ( Bkz. 12.8.1993 tarih ve 1993/4789 sayılı Kararname ). Türkiye Elektrik Kurumu'nun Elektrik Dağıtım Müesseseleri Bütün aktif ve pasifleri, kullanımlarındaki menkul ve gayrimenkulleri, araç, gereç, malzemeleri ile birlikte karar yayımı tarihi itibariyle çıkarılacak devir bilançosu üzerinden Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi'ne ( TEDAŞ ) devredilmiştir ( Bkz. adı geçen 93/4789 sayılı Bakanlar Kararına ek karar md. 3 ek 9; 15.9.1993 tarih ve 2169 sayılı Resmi Gazete ). Yine Türkiye Elektrik Kurumu'nun Dağıtım Müesseselerinde görevli personel, hiç bir işleme gerek kalmaksızın her türlü özlük haklarıyla ( TEDAŞ )'a devredilmiştir ( Bkz. anılan Bakanlar Kurulu Kararına ek karar md. 4-9 ).
Öte yandan; Türkiye Elektrik Kurumu'nun taraf olduğu dava ve icra takipleri ana statülerinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ilgilerine göre yeni kurulan teşekküller tarafından yürütülecektir ( 93/4789 sayılı Bakanlar Kurulu kararına ek karar, geçici madde 2 ).
9 Kasım 1984 tarih, 18570 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Türkiye Elektrik Kurumu Ana Statüsü yürürlükten kaldırılmıştır.
( Ana Statü Md. 24 ) Bu ana statü yönetim kurulunun teşekkülü ile yürürlüğe girmiştir ( Ana statü md. 27 ).
Ana Statünün 27. maddesinde öngörülen "Yönetim Kurulu" 26.4.1994 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan kararla teşekkül etmiş ve böylece Türkiye Elektrik Kurumu'nun hukuki varlığı sona ermiş, az yukarda sözü edilen iki iktisadi Devlet Teşekkülü ( TEDAŞ ) ve ( TEAŞ ) hukuki varlık ve Tüzel Kişilik kazanmışlardır. Statü md. 27 ve 26.4.1994 tarih, 21916 sayılı Resmi Gazete ek 12 ): Şimdi, yasal düzenlemelerin anlatımından sonra davada pasif husumet ehliyetine ilişkin sorunun çözümlenmesinde dayanılması gereken yasal dayanakların ve devir hukuku yönünden açıklamaların yapılmasına sıra gelmiştir. Hemen belirtelim ki, İktisadi Devlet Teşekkülleri 233 sayılı KHK.'de saklı tutulan hususlar dışında "Özel Hukuk Hükümlerine" tabidirler ( Bkz. 233 sayılı KHK. md. 4/2 ). Ne varki 233 sayılı KHK, Teşebbüs, müessese ve diğer birimlerin tasfiye ve devrini düzenlemiş, fakat sorumluluk yönünden Özel bir hüküm getirmemiştir ( md. 38/1 ). Hemen belirtelim ki, 233 sayılı KHK 4/2 hükmünde düzenlenen "özel hukuk kurallarının uygulanması kuralı yanında iktisadi Devlet Teşekküllerinin taraf olduğu devir, dönüşüm ve benzeri intikal hallerinde BK. 179-180 hükmünün uygulaması yargı inançları ve öğretide benimsenmiştir ( Bkz. Karayalçın, Sistemler ve Hukuk Açısından Büyük İşletme, Ankara 1985, sh. 68, Ticaret Hukuku I. Giriş-Ticari İşletme, Ankara 1968 sh. 57 vd.; Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, Ankara 1993 sh.114 vd. ). Şu durum karşısındaki İktisadi Devlet Teşekküllerinin taraf olduğu devir, birleşme ve diğer intikal hallerinde BK. m.179-180 hükümleri uyarınca "Devre konu pasifler yönünden" sorumluluğun doğacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Diğer bir anlatımla devir ve tüzel kişiliğin teşekkül etmesi ile devralan taraf kanun uyarınca pasiften sorumlu olacaktır. BK. m.179-180 hükümleri buyurucu nitelikte oldukları için sorumluluk kaydı, sözleşme, devir statüsü veya idari bir tasarrufla hiç bir şekilde etkisiz ve uygulama dışı bırakılamaz. Bunun tamamen etkisiz bırakılması veya sınırlandırılması ancak bir yasayla mümkün olabilir. Gerçekten 179.madde içinde müteselsil bir borç vardır. Devir alan şirket devir eden şirketin borçlarından ötürü müteselsil olarak sorumludur. Borçlar Kanununun müteselsil borçlara ilişkin 141. maddesine göre teşekkülün kanun hükmünden doğduğu hallerde kamu düzeni söz konusu olacağından tarafların iradeleriyle teselsülün ortadan kaldırılması hükümsüzdür ( Dr. H. Oser/ W. Schönerğberger, Borçlar Hukuku, Ankara 1950, Sh. 905-906 ). O nedenle bu müteselsil ,borç anılan 179. maddesinden eş söyleyişle kanun hükmünden doğduğu çok açıktır. Öyleyse az yukarda açıklandığı üzere teselsülden kaynaklanan sorumluluğun dışlanması geçersizdir ve hukuki sonuç doğurmaz. Yeri gelmişken hemen vurgulayalım ki, buradaki sorumluluğun zamanı "Devir anıdır" Devrin fiilen gerçekleştiği tarihte doğmuş ve nedeni vücut bulmuş borçlar sorumluluğun kapsamında kalır. İşletmenin devirden önceki borcunun nakli kural olarak alacaklıya karşı hüküm ifade etmesi Borçlar Kanununun 173 ve 174. maddeleri gereğince alacaklının onamına bağlı isede 179. madde bu kurala bir istisna getirmiş, alacaklının rızasına gerek görülmeksizin borç devir alana intikal ettiği kabul edilmiştir. Açıklanan yasal kurallar olayımızdaki maddi olgulara uygulandığında; dosyadaki bilgi ve belgelerden davacıların miras bırakanları Dursun'un, TEK Ordu/Aybastı-Kabataş İşletmesi işyerinde hizmet aktiyle çalışırken 1.8.1992 tarihinde uğradığı işkazası sonucu olduğu, TEK.nun aktif ve pasiflerinin 26.4.1994 tarihi itibariyle TEDAŞ'a devir olduğu görülmektedir. Hal böyle olunca, BK.nun 179. maddesi hükmüne göre müteselsil bir borcun varlığı sözkonusudur, devir alan TEDAŞ Şirketi devir eden davalı şirketin aktif ve pasif tüm borçlarından sorumludur. O halde davacıların hakları az yukarda açıklanan devir konusunun pasif alanında kaldığının kabulü zorunludur. Davanın devamı sırasında TEDAŞ'a devir işlemleri meydana gelmiştir. O nedenle davacı HUMK.nun 186. maddesince TEDAŞ'ı hasım göstererek davasını yürütmek hakkına sahiptir. Müddeabihi, devir alan TEDAŞ'a karşı yeni bir dava açmasına da gerek yoktur. Davasını TEDAŞ'a teşmil edebilir. Bu durum mahkemece doğrudan gözetilir. Şu durum karşısında mahkemece, husumetin TEDAŞ'a teşmili yönünden davacılara önel verilmeli, teşmil işlemleri tamamlandığında delil ve karşı deliller toplanıp hasıl olacak uygun sonuç çerçevesinde işin esası hakkında bir karar verilmelidir. Açıklanan yasal düzenlemeler kanun kuvvetindeki kararname hükümleri gözden kaçırılarak husumet yönünden davanın reddedilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir.
SONUÇ : Temyiz olunan mahkeme kararının davacılar yararına ( BOZULMASINA ), peşin harcın istek halinde iadesine, 8.12.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ
E. 1995/3110
K. 1995/3688
T. 19.6.1995
• İSTİHKAK DAVASI ( Ticari İşletme Rehninde )
• TİCARİ İŞLETME REHNİ ( Rehnedilenin Teslimi Zorunluluğu Bulunmadığı )
• REHNEDİLENİN TESLİM EDİLMESİ ( Ticari İşletme Rehninde Zorunlu Olmaması )
• TİCARİ İŞLETME REHNİ ( İstihkak Davası Açılması )
1447/m.1
6762/m.875, 877, 893, 944
743/m.874,886
2004/m.96/1
3202/m.39, 42
1581/m.13
6183/m.12
ÖZET : İstihkak davasına konu mallar davacıya ticari işletme rehniyle rehnedilmiş olduğundan ve ticari işletme rehninde rehnedilenin rehin alacaklısına teslim edilmesi zorunlu olmadığından, davacının bu mallarla ilgili olarak istihkak davası açma hakkı vardır.
DAVA: Mahalli mahkemesinden verilen kararın, temyizen tetkiki davalı alacaklı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla; dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR: Davacı lehine rehnedilen ... Ticaret ve Sanayi A.Ş.`nin sahibi bulunduğu çeşitli emvalin haczedilmesi üzerine, haczin fekki amacıyla bu dava açılmış, Merci Hakimliği`nce haczin kaldırılmasına dair verilen karar, davalı alacaklı ... Bankası T.A.Ş. vekilince temyiz edilmiştir.
Dava konusu mallar, 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu`na uygun biçimde davacı lehine rehnedilmiş ve ticaret sicili memurluğunca kayıt ve tescil edilmiş olduğundan, rehin sözleşmesi gerçekleşmiştir. Ticari işletme rehni "teslimsiz sicilli taşınır rehni türlerinden" olup rehnin geçerliliği için rehin alacaklısına teslimi şart değildir. Bu tür rehin MK.`nun 853. maddesindeki teslim şartlarının istisnalarından birisidir. Nitekim, hayvan rehni ( MK. 854 ), gemi ipoteği ( TTK. 875, 877, 893-944 ), maden cevherinin rehni, Türkiye Halk Bankası yararına tanınan rehin hakkı, rehinli tahsilat ( MK. 874-886 ), Zirai Donatım Kurumu`nun rehin hakkı ( 4604 s. K. md. 11 ), Ziraat Bankası`nın rehin hakkı ( 3202 s. K. md. 39, 42 ), Tarım Kredi Kooperatiflerinin rehin hakkı ( 1581 s. K. md. 13 ), Devletin kamu alacaklarına ilişkin rehin hakkında da ( 6183 s. K. md. 12 ) durum böyle olup, rehin sözleşmesinin konusu olan menkulün, rehin alacaklısına teslimi şart değildir. )
Olayda, istihkak davasına konu olan mallar davacıya ticari işletme rehniyle rehnedilmiş olduğundan, davacının haczedilen bu mallarla ilgili olarak istihkak davası açma hakkı bulunduğunda bir tereddüt yoktur ( İİK. md. 96/1 ).
Davada uyuşmazlık konusu olan husus, rehnedilen mallarla ilgili olarak rehin sözleşmesi devam ettiği sürece, bu mallar üzerinde hiçbir şekilde haciz konulup konulamayacağı, değerinin üzerinde haciz imkanı bulunup bulunmadığıdır.
Ticari işletme rehin sözleşmesi belli bir müddetle yapılmamış, belli bir miktarı da ihtiva etmemekte olup, fekki davacı tarafından bildirilinceye kadar devam edeceği ve azami bir meblağ ile sınırlandırıldığı görülmektedir.
Bu durumda, ( maksimal ) azami meblağ olarak rehin tesis edilmekle rehin şeklen doğarsa da, rehin hakkının maddi, ayni hak olarak doğması alacaklı lehine alacak doğduğu oranda oluşur. Bu itibarla, gerek borçlu ve gerekse rehin verenin istihkak iddiasında bulunan rehin alacaklısının maddi, ayni hak niteliği kazanmadığını, yani rehin borçlusundan bir alacağının bulunmadığını, itiraza haklarının bulunduğunun kabulü gerekir. Aksi takdirde rehin sözleşmesinin sona erdirilmesi rehin alacaklısının insiyatifine bırakılmış olur ki, bu da iyiniyet kurallarıyla bağdaşmaz.
O halde, rehin sözleşmesi kesin bir alacağı içermediğinden mercii hakimliğince haczin vazolunduğu tarih itibariyle davacı bankanın rehin sözleşmesine dayalı ilişki nedeniyle bir alacağının doğup doğmadığı, varsa miktarının banka kayıtları üzerinde yaptırılacak bir bilirkişi incelemesiyle tespit ettirilmesi ve bu alacak ve fer`ileriyle sınırlı olarak istihkak davasının kabul edilmesi, alacağın üzerinde kalan miktar için davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bu konularda hiçbir araştırma yapılmadan haczin fekkedilmesi doğru görülmemiş, usul ve yasaya aykırı kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davalı alacaklı yararına BOZULMASINA, 19.6.1995 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 1974/3626
K. 1975/1217
T. 20.2.1975
• TİCARİ İŞLETMENİN DEVİRDEN ÖNCEKİ VE SONRAKİ BORÇLARINDAN KİMLERİN SORUMLU TUTULACAĞI
• TİCARİ İŞLETMENİN DEVRİ ( İşletmenin Faaliyetine Tahsis Edilen Şeylerin Aksi Öngörülmedikçe Devrin Kapsamında Yer Alacağı-Telefon ve Teleks Borcu )
• İŞLETMENİN FAALİYETİNE TAHSİS EDİLEN ŞEYLER ( Aksi Öngörülmedikçe Devrin Kapsamında Yer Alacağı-Telefon ve Teleks Borcu )
6762/m.11
818/m.173
ÖZET : Bir ticari işletmenin faaliyetine tahsis edilen şeyler, sözleşmede tersine bir hüküm bulunmadıkça, işletmeye dahil unsurlar olarak kabul edilir. davalılara ait devir sözleşmesinde özel hat ile telefonun hariç tutulduğu yazılı bulunmadığına göre, bunların işletme ile birlikte davalılara teslim edildiğini kabul etmek gerekir.
DAVA : Taraflar arasındaki davadan dolayı Ankara Asliye 13. Hukuk Hakimliğince verilen 26.3.1973 tarih ve 1033/238 sayılı hükmün temyizen tetkiki davacı avukatı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı, hususi hat ve telefonun eski abonesi "Son Baskı" Gazetesi için, tahakkuk ettirilen borçların, davalıların herbirinin sahibi bulundukları devrelere ait olmak üzere faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, abonman mukavelesinin gazetenin eski sahibi ile aktedilmiş olduğunu imtiyaz hakkının devrine ilişkin mukavelede telefonun devri yapılmadığı ve intifa hakkının devrinin P.T.T. idaresine bildirilmesi gerekli olup, kendilerine husumet ve sorumluluk terettüp etmediğini beyanla davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür.
Mahkemece, abonman sözleşmesinin, davalılara gazeteyi devreden kimse ile yapılmış olduğunu, mukavelede devre ilişkin bir açıklık bulunmadığından, davalılar sorumlu tutulamayacağı cihetle davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Bahis konusu hususi hat ile telefonun, günlük Son Baskı Gazetesi için tesis edildiği ihtilafsız bulunmaktadır. Adı geçen gazete önce İ. Turanlı namındaki şahsın iken bilahare davalılardan İ. Yaradılış'a ve onun tarafından da diğer davalı N. Menekşe'ye devredilmiştir. Devir sözleşmelerinde hususi hat ve telefondan bahsedilmemektedir.
Ancak, olayda ticari işletme sözsonusudur ve bir ticari işletmeye hangi unsurların dahil olduğu da Türk Ticaret Kanununun 11. maddesinde açıklanmış ve tesisat, kiracılık hakkı... gibi ( bir müessesenin işletilmesi için daimi bir tarzda tahsis olunan unsurların ) mukavelede aksine hüküm bulunmadıkça, ticari işletmeye dahil sayılacağı belirtilmiş bulunmaktadır. Bu itibarla konusu gazete yayınlamak olan bir işletmede hususi hat ve telefonun, gazete işletmesi için daimi bir tarzda tahsis olunan unsurların bulunduğu şüphesizdir. Aksi takdirde bir gazetenin telefonsuz da çıkarılabilceği kabul edilmiş olur ki, bugün için bu mümkün değildir.
Örneğin; Ticari İşletme Rehni Kanununun, rehnin muhteva ve kapsamına ilişkin 3. maddesinin ( b ) bendinde de "rehnin tescili anında mevcut ve işletmenin faaliyetine tahsis edilmiş olan makina, araç, alet ve motorlu nakil araçları"nın, ticari işletme rehnine dahil unsurlardan olduğu belirtilmiştir.
Görülüyor ki, bir ticari işletmenin faaliyetine tahsis edilen şeyler, sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça işletmeye dahil unsurlar olarak kabul edilir. Davalılara ait devir sözleşmelerinde, hususi hat ile telefonun hariç tutulduğu yazılı bulunmadığına göre, artık bunların işletme ile birlikte davalılara devredildiğini kabul etmekte zorunluluk vardır. Bu nedenle, davalıların sözkonusu teleks ile telefonu kullanmadıkları yolundaki savunmaları geçerli olamayacağından, devirden sonra meydana gelen borçtan, sorumlu tutulmaları gerekir.
İşletmenin devirden önceki borcuna gelince; kural olarak borcun naklinin alacaklıya karşı hüküm ifade etmesi, Borçlar Kanununun 173 ve 174. maddeleri gereğince, alacaklının muvafakatine bağlıdır. Ancak, aynı Kanunun 179. maddesi bu genel kaideye bir istisna getirmektedir. Buna göre, bir işletmenin aktif ve pasifi ile devrinde alacaklının rızasına hacet kalmaksızın borç, yeni malike intikal eder.
Olayımızda, gazetenin evvelki, sahibi, işletmeyi bütün hak ve vecaibile birlikte devretmiş bulunmaktadır. Basın Kanununun 4. maddesi gereğince, gazete sahibinin kim olduğunun her nüshada belirtilmesi mecburidir. İcra dosyalarındaki Emniyet Müdürlüğü yazısından anlaşılacağı gibi sözkonusu gazete, 4.9.1968 tarihine kadar basılmaya devam etmiş olmasına göre, müessesenin yeni sahibinin ve dolayısile devrin ilan edildiğini kabul etmek lazımdır. Böylece BK.nun 179. maddesindeki şartlar gerçekleşmiş olacağından, davalıların eğer varsa devirden önceki teleks ve telefon borcundan dahi sorumlu olmaları iktiza eder.
Bu itibarla uyuşmazlığın bu esaslar dairesinde incelenerek halledilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ), oybirliği ile karar verildi.
T.C.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
E. 2003/5837
K. 2003/8884
T. 26.9.2003
• İFLAS KARARI ( Haciz Yolu ile Yapılan Tüm Takiplerin Durması - Rehinli Malların İcra Yolu ile Takibine ve Satışına Engel Teşkil Etmemesi )
• REHNİN PARAYA ÇEVRİLMESİ ( Öncelikle Rehinli Alacağın Ödenmesi Arta Kalan Kısım Varsa İflas Masasına Verilmesinin Gerekmesi )
• TİCARİ İŞLETME REHNİ ( Rehin Sözleşmesinin Yapılmasından İtibaren 10 Gün İçinde Ticaret Siciline Tescil Edilmesinin Gerekmesi )
• REHİN SÖZLEŞMESİ ( Yapılmasından İtibaren 10 Gün İçinde Ticaret Siciline Tescil Edilmesinin Gerekmesi )
2004/m.184,185,186,193
1447/m.5
ÖZET : İflas kararı rehinli bulunan malların icra yolu ile takibine ve satışına engel teşkil etmez . Satış sonrası elde edilen gelirden rehin tutarı öncelikle ödenip artan kalır ise, kalan kısım masaya verilir. Ticari işletme rehni, rehin sözleşmesinin yapılmasından itibaren 10 gün içinde Ticaret Siciline tescil edilmezse geçersiz olur. Hal böyle olunca, geçerli bir rehin bulunmadığından ticari işletme rehnine dayanılarak satışı yapılan menkul mallar iflas masasının tasarrufu altında olup, icra müdürlüğünce yapılan satış geçerli de olsa satış bedeli masaya girer.
DAVA : Davacı ... Bankası A.Ş vekili Av.N.Y. ile davalı ... Bank vekili Av.S.A. arasında görülen dava hakkında Denizli İcra Tetkik Mercii Mahkemesinden verilen 11.4.2002 gün ve 332-547 sayılı hükmün onanmasına ilişkin Dairemizin 23.1.2003 gün ve 6608-520 sayılı ilamına karşı davalı vekilince süresi içinde karar düzeltme yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davalı ... Bank, dava dışı borçlu ... Çelik San.ve Tic.Şti.'den olan alacağının tahsili için ticari işletme rehninin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi yapmış ve takip sonucu ticari işletme rehni tesis edilen menkul mallar 20.1 1.2000 tarihinde satılmıştır.
Takip borçlusu şirket 22.9.2000 tarihinde itlas ettiğinden borçlunun tüm mal varlığı iflas masasına intikal eder ( İİK'nun 184-186 ). İflas kararı rehinli bulunan malların icra yolu ile takibine ve satışına engel teşkil etmez . Satış sonrası elde edilen gelirden rehin tutarı öncelikle ödenip artan kalır ise, kalan kısım masaya verilir.
Somut olayda, davalı ... Bank tarafından tesis olunan ticari işletme rehni, rehin sözleşmesinin yapılmasından itibaren 10 gün içinde Ticaret Siciline tescil edilmediğinden geçersizdir. Hal böyle olunca, geçerli bir rehin bulunmadığınıdan satışı yapılan menkul mallar iflas masasının tasarrufu altında olup, icra müdürlüğünce yapılan satış geçerli de olsa satış bedeli masaya gireceği, iflas kararı ve haciz, yolu ile yapılan tüm takiplerin duracağı ve kesinleşmesi ile de düşeceğinden İİK'nun 193 maddesi uyarınca davacının müflis şirkete karşı haciz yolu ile takibat yapamayacağı gözetilerek mercice bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin kabulü doğru görülmemiştir.
Mercii Kararının açıklanan gerekçe ile bozulması gerekirken Dairemizin 23.1.2003 tarih 2002/6608 Esas 2003/520 Karar sayılı ilamında yazılı gerekçe ile onandığı anlaşıldığından davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 23.1.2003 tarih 6608 Esas, 520 Karar sayılı onama kararının kaldırılmasına ve mercii kararının BOZULMASINA, evvelce alınan onama harcının istek halinde iadesine, 26.9.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
E. 2004/4193
K. 2005/661
T. 3.2.2005
• SIRA CETVELİNE İTİRAZ ( Dava Dışı Borçluya Ait Malların Satışından Sonra Düzenlenen Sıra Cetvelinde Ticari İşletme Rehni Sahibi Davacının Rüçhan Hakkının Dikkate Alınmaması Nedeniyle )
• TİCARİ İŞLETME REHNİ ( Borçlunun Faaliyetlerini Sürdürmesi Amacıyla Düzenlenmiş Teslimsiz Bir Rehin Türü Olması-Rehinli Alacaklıya Diğer Yasaların Rehne Tanıdığı Bütün Hakları Sağlaması )
• RÜÇHANLI ALACAK ( Ticari İşletme Rehninin Satılan Rehinli Mal Üzerinde Alacaklıya Öncelik Hakkı Sağlaması )
• TİCARİ İŞLETME REHNİ SÖZLEŞMESİ ( Sözleşmenin Metin ve Şekil Şartlarını Taşıyıp Taşımadığı Konusunda Yargıtay Denetimine Olanak Verecek Elverişli Örneğinin Dosyada Bulunmasının Gerekmesi )
2004/m.126,142
1447/m.5
ÖZET : Ticari işletme rehni, borçlunun ticari faaliyetlerini sürdürebilmesini sağlamak amacıyla ve yasayla düzenlenmiş, teslimsiz bir rehin türüdür. Ticari işletme rehni, rehinli alacaklıya diğer yasaların rehne tanıdığı bütün hak ve imkanları sağlar. Satılan malların ticari işletme rehni kapsamında olup olmadığının tesbiti ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekir.
DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili müvekkilinin dava dışı Meteksan Mak. Tic. ve San. AŞ.nden alacaklı olduğunu; borçlu ile müvekkili arasında akdedilen ticari işletme rehni sözleşmesi kapsamında rehinli bulunan taşınırların satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde rehne dayalı rüçhan haklarının dikkate alınmadığını ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı MNG Factoring Hizm. AŞ. vekili, davacının aynı iddiayı daha önce istihkak davası yoluyla ileri sürdüğünü, o davanın reddedildiğini; ayrıca rehin sözleşmesine konu olan mallarla hacizli malların aynı olmadığını, haciz yapılan adresin rehin sözleşmesindeki adresler arasında sayılmadığını; dava dışı borçlunun sonradan edindiği malların rehin kapsamında değerlendirilemeyeceğini, yasa gereği haczedilip satılan malların, mahiyetleri itibariyle ticari işletme rehnine de konu edilemeyeceğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuş; diğer davalı Murat vekili de davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılamaya ve dosya kapsamı delillere göre, davacının sıra cetveline tabi dosyalarda taraf olmadığı, rehin sözleşmesinde rehin kapsamındaki malların ayrıntısıyla belirlenmediği, davacının sıra cetveline girmek için talepte bulunmadığı, malların kaydında rehin bulunmadığı ve rehin sözleşmesindeki adreslerle haczin icra edildiği adresin birbirini tutmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı banka vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı dava dışı borçluya ait bir kısım malların satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde, tarafı bulunduğu ticari işletme rehni sözleşmesi gereği sahibi bulunduğu rüçhan hakkının dikkate alınmadığını ileri sürmektedir.
Ticari işletme rehni, borçlunun ticari faaliyetlerini sürdürebilmesini sağlamak amacıyla ve yasayla düzenlenmiş, teslimsiz bir rehin türüdür. Ticari işletme rehni, rehinli alacaklıya diğer yasaların rehne tanıdığı bütün hak ve imkanları sağlar. İİK.nun 206/1 nci maddesine göre de, satılan malın bedeli üzerinde rehin alacaklısının rüçhan hakkı vardır.
Dosyanın incelenmesinde taraflar arasında bir ticari işletme rehni sözleşmesinin varlığı anlaşılmakta ise de, sözleşmenin metni ve şekil şartlarını taşıyıp taşımadığı konusunda Yargıtay denetimine elverişli örneğinin dosya için de bulunmadığı ve mahkemece tutanağa geçirilmediği anlaşılmaktadır. Yine dosyada satılan mahcuzlara ilişkin haciz tutanakları ya da satış ilanı bulunmamaktadır.
Bu durumda mahkemece, taraflar arasında akdedilen ticari işletme rehni sözleşmesi ile satılan mallara ilişkin haciz veya açık artırma tutanağı ya da satış ilanının dosyaya celbedilerek eksiklerin tamamlanması, taraf iddialarına ilişkin delillerin toplanması ve bu suretle satılan malların ticari işletme rehni kapsamında olup olmadığının tesbiti ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulmasında isabet bulunmadığı gibi, cetvel dışında bırakılan alacaklı-davacının sıra cetveline itiraz davası açmak için cetvele tabi dosyalarda taraf olmasına ve sıra cetveline girebilmek için talepte bulunmasına yasal zorunluluk olmamasına rağmen, bu hususların davanın reddi gerekçesi olarak gösterilmesi de kabul şekli itibariyle doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 03.02.2005 günü oybirliğiyle karar verildi.
“REHIN & DEVIR ”
III. ve IV. HAFTAYA KONU
YARGITAY KARARLARI
T.C.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
E. 2001/4132
K. 2001/6811
T. 25.10.2001
• SIRA CETVELİNE İTİRAZ ( Ticari İşletme Rehni - Üzerinde Faaliyette Bulunulan Taşınmazın İşletme Sahibine Ait Olması/Tapu Siciline Kaydedilmemesi )
• TİCARİ İŞLETME REHNİ ( Üzerinde Faaliyette Bulunulan Taşınmazın İşletme Sahibine Ait Olması/Tapu Siciline Kaydedilmemesi - Sıra Cetveline İtiraz )
• TAPU SİCİLİNE KAYIT ( Üzerinde Faaliyette Bulunulan Taşınmazın İşletme Sahibine Ait Olması - Ticari İşletme Rehni/Tapu Siciline Kaydedilmemesi )
• İYİNİYET ( Ticari İşletme Rehni - İşletme Konusu Menkul Malların Sicil Bölgesi İçinde Bulunmamaları Halinde Ayni Hak İktisabında İyiniyetin Korunamayacağı
743/m.901
1447/m.7, 9/2, 10/2
2004/m.126/4
ÖZET : Ticari işletme Yasasının 7. maddesine göre ticari işletmenin, üzerinde faaliyette bulunduğu taşınmazın işletme sahibine ait olması halinde, ticari işletme rehni tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilecek ise de; bu tescilin yapılmaması, rehin, kendi özel siciline tescille doğduğundan, ticari işletme rehninin geçerliliğini etkilemez.
Aynı Yasanın 9/2 maddesinin karşıt anlamından, işletme konusu menkul malların sicil bölgesi içinde bulunmamaları halinde ayni hak iktisabında iyiniyetin korunamayacağı anlamı çıkmaktadır.
MK.nun 901. maddesine bir istisna getiren bu durumda ipotekli alacaklı, ticari işletme rehnine konu mallar üzerinde ancak ticari işletme rehninden sonra gelen bir rehin hakkı iktisap eder.
DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı H... Bankası A.Ş. vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, borçlu O... A.Ş.'ne ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde davalı bankaya ticari işletme rehninden dolayı 37.880.000.000.-TL pay ayrıldığını, davalı banka lehine düzenlenen ticari işletme rehni sözleşmesinin geçerli olmadığını ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, ticari işletme rehni sözleşmesinin kanuna uygun olarak tesis edildiğini belirterek şikayetin reddini istemiştir.
Mercii Hakimliğince iddia, savunma ve toplanan delillere göre ticari işletme rehninin tapu sicilinde yer almadığı, taşınmazın satışa çıkarılması üzerine yapılan ilana rağmen davalı bankanın İİK.nun 126/4. maddesi uyarınca bildirimde bulunmadığı bu nedenle ticari işletme rehninden doğan alacağın satış aşamasında ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle sıra cetvelinin iptaline karar verilmiş, karar davalı H.... A.Ş. vekilince temyiz edilmiştir.
Bedeli paylaşıma konu taşınmaz ve taşınmazın mütemmim cüzü ve teferruatı 24.8.2000 tarihinde 600.000.000.000.-TL'na satılmış, davalı H.... A.Ş.'ne ticari işletme rehninden dolayı 37.880.000.000.-TL pay ayrılmış, davacı İ... Bankası A.Ş. ticari işletme rehninin tapu siciline kaydedilmemesi nedeniyle geçersiz olduğunu, satış ilanı üzerine bu hak ileri sürülmediğinden sıra cetveli düzenlendikten sonra ileri sürülemeyeceğini belirterek sıra cetveline itiraz etmiş, Merci Hakimliğince itiraz kabul edilerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.
Davalı banka lehine ticari işletme rehni 8.11.1995 tarihinde tesis edilmiştir. Ticari işletme rehnine konu menkullerin bulunduğu taşınmaz üzerinde davacı İ... Bankası A.Ş. lehine 22.11.1996, 11.8.1997, 18.11.1998 tarihlerinde ipotekler kurulmuştur.
Ticari işletme Rehni Kanununun 7. maddesine göre ticari işletmenin üzerinde faaliyette bulunduğu taşınmazın işletme sahibine ait olması halinde ticari işletme rehni tapu kütüğünün beyanlar hanesine kaydedilecektir. Bu tescilin yapılmaması ticari işletme rehninin geçerliliğini etkilemez. Zira ticari işletme rehni kendi özel siciline tescille doğduğundan bu bildirim geç yapılsa veya hiç yapılmasa dahi rehin hakkı doğmaktadır. ( Seza, Reisoğlu: Ticari işletme Rehni ve Uygulamada Ortaya Çıkan Sorunlar, Ankara 1977 s.20; Yeşim Gülekli: İpoteğin Taşınmaz ve Alacak Yönünden Kapsamı, İstanbul 1992 s.29; Erhan Türken Ticari İşletme Rehni Eskişehir 1981 s.95; Ali Erten: Ticari İşletme Rehni Ankara 2001 ).
Ticari işletme rehni tapu siciline bildirilmemişse ve taşınmaz üzerinde sonradan lehine ipotek tesis edilen alacaklı iyiniyetli ise hangi alacaklıya öncelik tanınacaktır?
Ticari işletme Rehni Kanununun 9/2. maddesine göre ticari işletme rehninden haberdar olmaksızın ticari işletmenin sicil belgesi dışındaki münferit unsurları üzerinde ayni bir hakkı iktisap edenin iyiniyeti korunur. Bu hükmün karşıt anlamından işletme konusu menkul malların sicil bölgesi içinde bulunmaları halinde aynı hak iktisabında iyiniyetin korunmayacağı anlamı çıkmaktadır.
Ticari işletme Rehni Kanununun 10/2. maddesinde ticari işletme rehni sahibinin ticari işletmeye dahil unsurlar üzerinde ayni hak kurmak için alacaklının muvafakatini almak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır.
Ticari işletme Rehni Kanununun 9/2 ve 10/2. maddeleri iyiniyetli olarak mülkiyet veya diğer bir ayni hakkın iktisabını düzenleyen MK.nun 901. maddesine bir istisna getirmektedir. Bu durumda ipotekli alacaklı ticari işletme rehnine konu mallar üzerinde ancak ticari işletme rehninden sonra gelen bir rehin hakkı iktisap edeceğinden Mercii Hakimliğince şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulünde isabet görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın ( BOZULMASINA ), peşin harcın istek halinde iadesine, 25.10.2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2000/3198
K. 2000/6518
T. 7.7.2000
• ŞİRKET YÖNETİM KURULUNUN KARAR ALMASININ ÖNLENMESİ ( Davalı Şirketin Elinde Bulunan Taşınmazları Elden Çıkarma Eğiliminde Olduğu ve Bunun için Yönetim Kurulunun Karar Almasının Önlenmesi İstemi )
• YÖNETİM KURULUNUN KARAR ALMASININ ÖNLENMESİ ( Davalı Şirketin Elinde Bulunan Taşınmazları Elden Çıkarma Eğiliminde Olduğu ve Bunun için Yönetim Kurulunun Karar Almasının Önlenmesi İstemi )
• TALEPLE BAĞLILIK ( Hakimin Tarafların İleri Sürdükleri Maddi Vakıalarla ve Bunlara Bağlı Neticei Taleplerle Bağlı Olması )
• REHİN ( Ticari İşletmede Olan Mal ve Sınai Haklar Üzerinde Kredi Kuruluşları Lehine Aldığı Kredinin Karşılığı ve Teminatı Olarak Rehin Hakkının Sağlanma İmkanının Olması )
• TİCARİ İŞLETMEDE REHİN ( Ticari İşletmede Olan Mal ve Sınai Haklar Üzerinde Kredi Kuruluşları Lehine Aldığı Kredinin Karşılığı ve Teminatı Olarak Rehin Hakkının Sağlanma İmkanının Olması )
818/m.110
1447/m.3
743/m.869,870
1086/m.74,75,76
6762/m.360,370
ÖZET : Ticari işletmelere sınırlı olarak belirlenen ve ticari işletme bünyesinde olan mal ve sınai haklar üzerinde ve yine bunların ticari işletme bünyesinde ( zilyetliğinde ) kalmak koşuluyla kredi kuruluşları lehine, bunlardan aldığı kredinin karşılığı ve teminatı olarak rehin hakkının sağlanması imkanı vardır. Davacı dava dilekçesinde maddi vakıaları belirledikten sonra taşınmazların üçüncü kişilere devrinin önlenmesi ve davalı şirket yönetim kurulunun bu yolda karar almasının önlenmesine yönelik istemi, davalı tarafın rehin sözleşmesine vaki aykırı davranışının ve çıkardığı muarazanın önlenmesi ile rehin işlemi çözülünceye veya taraflar bir başka şekilde anlaşıncaya kadar bu taşınmazlarının satışının önlenmesine ve muarazanın bu şekilde giderilmesi şeklinde karar verilmesini istediği kabul edilerek, bu şekilde yani sözleşmenin aynen ifasına yönelik hüküm kurulmak suretiyle uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekir. Hakim, tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve bunlara bağlı netice-i taleplerle bağlı ve fakat hukuki tavsiflerle bağlı olmayıp, kanunları resen uygulamakla ve neticeye vardırmakla yükümlüdür.
DAVA : Taraflar arasındaki davanın İstanbul 9.Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 10.6.1999 tarih ve 1999/184-1999/659 sayılı kararın ca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla duruşma için belirlenen 4.7.2000 gününde davacı avukatı Özgün Ö........ ile davalı avukatı İ.Hakkı S......... ve Özkan P.... gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ömer Ö......... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, müvekkili bankadan kredi kullanan dava dışı şirketlerin kredi borçlarına karşılık gerçek kişi davalıların, davalı anonim şirketteki %99u aşan oranındaki hisselerini müvekkiline rehin verdiklerini, kredi borçluları hakkında müvekkilince icra takipleri başlatıldığını, bu arada davalı şirketin maliki olduğu taşınmazları elden çıkarmaya yönelerek muaraza çıkardığını, davalı şirketin taşınmazlarını elden çıkarması halinde şirket mal varlığının azalması nedeniyle rehinli hisselerin de ekonomik değerini yitireceğinden alacağın teminatının korunması bakımından, davalı şirkete ait bir kısım taşınmazın üçüncü kişilere devir ve intikali konusunda şirket yönetim kurulunun karar almasının önlenmesini dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın eda davası olmadığından dinlenemeyeceğini, davalı şirketin davacı bankaya borçlu olmadığını, kredi kullanan şirketlerin ayrıca borçlarının ipotekle temin edildiğini, taşınmaz satışından elde edilecek gelirlerin yine şirkete ait olacağını, davacının taşınmazlarda tasarruf hakkı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketten alacaklı olduğunu ileri sürmeyip istikbale muzaf ve henüz ne tür bir karar verileceği belli olmayan konuda karar tesisi istenildiği, asıl borçlu şirketler yönünden ipoteğin ve kefalet mektuplarına dayalı icra takipleri başlatıldığı, rehinli hisseler yönünden davacının dayandığı rehin sözleşmesinin de şekil şartları yönünden geçersiz olduğunu, davacının kayyım tayin ettirerek tedbire gerek kalmadan haklarını kullanma imkanı varken, tedbir ve tespit davası yoluyla şirketi kar amacından yoksun bırakabilecek talebin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraflar temyiz etmiştir.
1-Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere mahkemece, davanın reddine gerekçe olarak özetle, öncelikle rehin sözleşmesinin geçersiz olduğu, davacı tarafın rehin sözleşmesine hüküm koydurarak şirket yönetimine katılabileceğini, ortada kefalet ve BK.110 ncu maddesi hükmüne uygun bir hukuki işlemin de bulunmadığı gibi, davanın bir nevi ihtiyati tedbire yönelik tespit davası şeklinde açıldığını oysa, böyle bir davanın dinlenmesi ve talep doğrultusunda yönetim kurulunun karar almasını önler bir şekilde hüküm tesisinin usulen mümkün olmadığı hususları gösterilmiş bulunmaktadır.
Bu durum karşısında dava, hem esas, hem de usül hükümleri açısından reddine karar verilmiş olmakla öncelikle esasa ilişkin red gerekçeleri üzerinde durulması gerekmektedir.
Esasa ilişkin en önemli gerekçe, ortada usulüne uygun bir rehin işlemi olmadığına ilişkin olanıdır. Zira, bu gerekçe yerinde bulunduğu takdirde diğer gerekçelerin üzerinde durulmaksızın davanın reddi kararı isabetli olacaktır. Mahkemece, dava konusu rehin işleminin 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanununa göre gerekli şartları taşımadığı belirlenmiştir. Bilindiği üzere 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu ile, ticari işletmelere, bu yasanın 3 ncü maddesinde sınırlı olarak belirlenen ve ticari işletme bünyesinde olan mal ve sınai haklar üzerinde ve yine bunların ticari işletme bünyesinde ( zilyetliğinde ) kalmak koşuluyla kredi kuruluşları lehine, bunlardan aldığı kredinin karşılığı ve teminatı olarak rehin hakkının sağlanması imkanı getirilmiştir. Oysa, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelerden Hazine Müsteşarlığının da müdahalesi sonucu, dava dışı şirketlerin kredi borçlarını davacı bankaya ödemelerinde ki aksamalar karşısında, davalı şirket sermayesinin %99,99 payına sahip ortakları olan davalılara ait ve henüz pay senedine bağlanmamış hamiline yazılı paylar için ilmühaber çıkarıldığı ve bu pay sahiplerince 25.11.1998 tarihli müşterek imzalı taahhütname ile payları davacı İ......... A.Ş. lehine rehin ettiklerini açıklayarak, keyfiyetin davalı şirket pay defterine işlenmesini müteakkip ilmühaberlerin davacıya teslimini talep etmişler, davalı şirketçe de aynı tarihli yazı ile rehin verenlerin bu istemleri kabul edilerek, şirket pay defterine işlemleri yapılmış, ilmühaberler davacı bankaya teslim edilmiş ve bu senetler, davacı banka tarafından 7.12.1998 tarihinde TC.Merkez Bankasına saklamaya verilmiştir. Bu işlemler dikkate alındığında taraflar arısında yapılan işlemin, bir ticari işletme rehni değil, MK.nun 869 ve 870 nci maddeleri hükümleri çerçevesinde yapılan bir rehin işlemidir. Ve bu tür rehnin bütün koşulları bu işlemlerle gerçekleşmiştir. O halde, mahkemenin hem rehin işleminin geçersizliğine, hem de alternatif hukuki işlemler olarak dikkate aldığı kefalet veya üçüncü şahsın fiilini taahhüt hukuki işlemlerinin de oluşmadığı gerekçelerinde de isabet bulunmamaktadır. Zira, rehnin alacak-borç ilişkisinin dışında olan üçüncü kişi tarafından verilmesine engel bir yasal hüküm yoktur.
Mahkemenin, böyle bir davanın kurulacak hüküm yönünden usule aykırı olarak açılan bir dava olduğunu, bu sebeble de davanın reddi gerektiği yönündeki usule ilişkin gerekçesine gelince; bu sorunun çözülebilmesi yani davanın niteliğini tespit için taraflar arasındaki hukuki işlemin mahkemece belirlenmesi zorunludur. Zira, 4.6.1958 gün ve 15/6 sayılı İBK.da da belirlendiği gibi, HUMK.un 74,75 ve 76 ncı maddeleri gereğince hakim, tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve bunlara bağlı netice-i taleplerle bağlı ve fakat hukuki tavsiflerle bağlı olmayıp, kanunları resen uygulamakla ve neticeye vardırmakla yükümlüdür. Yukarıda değinildiği gibi, bir taraftan rehin işlemi usulüne uygun gerçekleştirilirken, öte yandan rehin verenlerden Mustafa Ç........... tarafından tarihsiz ve fakat münderacatından rehinden önce davacı şirkete gönderildiği anlaşılan taahhütnamede, maliki olduğu ve bu yazıda nitelikleri bildirilen taşınmazları 90 trilyon TL. üzerinden davalı şirkete satmayı yükümlenmiş ve aynı taahhütnamede bu satış işlemi ile rehin tesis edilecek pay senetleri ile irtibatlandırılmış bulunmaktadır. Nitekim, rehin işlemlerini müteakkip, davalı şirket genel kurulunun ( davacı bankanın yönetimi 7.1.1999 tarihinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredildikten sonra, ) TTK.nun 370 nci maddesi hükmü çerçevesinde 13.1.1999 tarihinde çağrısız olarak yaptığı olağanüstü genel kurul toplantısında şirket sermayesi artırılmakla birlikte Mustafa Çağların davacı bankaya verdiği taahhütnamenin gereği olarak bu kişiye ait taşınmazların 90 trilyon TL. üzerinden satın alınmasına karar verildiği ve 19.1.1999 tarihinde de karar gereği olarak bu taşınmazların davalı şirket bünyesine alındığı görülmektedir. Bütün bu işlemlerin tümü birlikte değerlendirildiğinde, davacı bankanın, davalılarla yaptığı rehin sözleşmesinde sadece pay senetleri ilmühaberlerinin kendisine rehnedilmesi ile yetinmediği, ayrıca Mustafa Ç.........a ait ve fakat Yeşilşehir adıyla bilinen konut ve sosyal tesisler inşaatının yapılması sözleşmesinde işveren sıfatı bulunan N......... İnşaat ve Ticaret A.Ş. olan, taşınmazların davalı şirket bünyesine alınarak rehinli senetlerin değerlerinin muhafazası ile takviye edilmesinin amaçlandığı ve taraflar arasındaki rehin sözleşmesinin bu teminatı da içerdiği sonucu açıkça ortaya çıkmaktadır.
Ne varki, davalı şirket yukarıda değinilen genel kurul toplantısında bu sözleşme hükümlerini bir yandan yerine getirirken, diğer yandan 10 ve 11 parsel sayılı taşınmazlarda yer alan bölümleri dilediği bedel ve şartlar ile satma konusunda şirket yönetim kuruluna yetki vermek suretiyle bu taşınmazları şirket bünyesinden çıkarma iradesini ortaya koyarak, taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı davranış içinde girmiş ve bu davranışı ile sözleşme hükümleri bakımından muaraza çıkarmış bulunmaktadır. Böyle bir durum karşısında, sözleşmenin diğer yanı olan davacı banka diğer tarafın çıkardığı muarazanın önlenmesi ile sözleşmenin aynen ifasını isteyebilir ki, bu tür davaya genel doktrinde, gerekse uygulamada imkan tanımaktadır. Davalı şirketin böyle bir kararı, sermayeyi artırma kararı bünyesinde alması, sözleşmenin diğer yanı olan davacı aleyhine sonuç doğurması mümkün değildir. Bu sebebledir ki mahkemenin TTK.nun 360 ncı maddesine dayalı gerekçesi de davanın özelliği bakımından dayanaksız kalmaktadır.
Davacı taraf, dava dilekçesinde maddi vakıaları yukarıda değinilen şekilde belirledikten sonra dava dilekçesinin İstem bölümünde yer alan 10 ve 11 parsel sayılı taşınmazların üçüncü kişilere devrinin önlenmesi ve davalı şirket yönetim kurulunun bu yolda karar almasının önlenmesine yönelik istemi, davalı tarafın rehin sözleşmesine vaki aykırı davranışının ve çıkardığı muarazanın önlenmesi ile rehin işlemi çözülünceye veya taraflar bir başka şekilde anlaşıncaya kadar bu taşınmazlarının satışının önlenmesine ve muarazanın bu şekilde giderilmesi şeklinde karar verilmesini istediği kabul edilerek, bu şekilde yani sözleşmenin aynen ifasına yönelik hüküm kurulmak suretiyle uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekirken, dava dilekçesine değişik anlam verilerek usül açısından davanın reddi doğru görülmemiş ve kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Yukarıda açıklanan bozma sebep ve şekline göre, davalıların temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ve ( 2 ) numaralı bend gerekçesine göre davalı tarafın temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 100.000.000 lira duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harçların istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 7.7.2000 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
E. 1994/9457
K. 1994/11059
T. 8.12.1994
• HUSUMET ( Varlığına Son Verilen TEK'in Taraf Olduğu Dava ve Takiplerde )
• İKTİSADİ DEVLET TEŞEKKÜLÜ ( Varlığına Son Verilen TEK'in Taraf Olduğu Dava ve Takiplerde Husumet )
• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI ( Varlığına Son Verilen TEK'e Karşı Açılan )
KHK-233/m.4/2
818/m.179,180
1086/m.186
ÖZET : Davanın devamı sırasında, davalı Türkiye Elektrik Kurumu'nun hukuki varlığına son verilmiş ve yerine "Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi" ( TEDAŞ ) ile "Türkiye Elektrik Üretim İletim Anonim Şirketi" ( TEAŞ ) adıyla iki ayrı iktisadi devlet teşekkülü kurulmuş, hukuki varlık ve tüzel kişilik kazanmışlardır. İktisadi Devlet Teşekkülleri 233 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnamede saklı tutulan hususlar dışında, "özel hukuk hükümlerine" tabidirler. İktisadi devlet Teşekküllerinin taraf olduğu devir, dönüşüm ve benzeri intikal hallerinde BK.nun 179,180. madde hükümleri uygulanır. Türkiye Elektrik Kurumu'nun taraf olduğu dava ve icra takipleri ana statülerinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ilgilerine göre yeni kurulan teşekküller tarafından yürütülecektir. Davanın devamı sırasında, Türkiye Elektrik Kurumu'nun aktif ve pasifleriyle ( TEDAŞ )'a devrolduğu anlaşıldığından, devralan ( TEDAŞ ) şirketi, devreden Türkiye Elektrik Kurumu'nun aktif ve pasif tüm borçlarından sorumludur. Bu durumda davacı HUMK.nun 186. maddesi gereğince ( TEDAŞ )'ı hasım göstererek, davasını yürütmek hakkına sahiptir. Bu husus , mahkemece kendiliğinden gözetilir. Davanın husumet nedeniyle reddi doğru değildir. ( Bakanlar Krl. K.- 93/4789 s. ( 12.8.1993 Ta. ) geçici m. 2 )
DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacılar miras bırakanları Dursun'un davalı Türkiye Elektrik Kurumuna bağlı, TEK Ordu-Aybastı Kabataş İşletmesi işyerinde hizmet akti ile çalışmakta iken,1.8.1992 gününde elektriğe çarpılması sonucu öldüğünü öne sürerek, her biri için 100.000 lira maddi, 25.000.000 TL. da manevi tazminata hükmedilmesini istemişlerdir.
Davalı İdare vekili, davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece; hizmet sırasında ölen Dursun'un TEK Ordu Dağıtım Müessesesi'nin elamanı olduğu, adı geçen müessesenin tüzel kişiliğe haiz ayrı bir kuruluş olduğu, o nedenle husumetin TEK Genel Müdürlüğü'ne yöneltilemeyeceği kabul edilmiş, husumet nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Türkiye Elektrik Kurumu'nun hukuki varlığına 26.4.1994 tarihi itibariyle son verilmiş ve yerine "Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi" ( TEDAŞ ) ile "Türkiye Elektrik Üretim İletim Anonim Şirketi" ( TEAŞ ) adıyla iki ayrı iktisadi devlet teşekkülü kurulmuştur ( Bkz. 12.8.1993 tarih ve 1993/4789 sayılı Kararname ). Türkiye Elektrik Kurumu'nun Elektrik Dağıtım Müesseseleri Bütün aktif ve pasifleri, kullanımlarındaki menkul ve gayrimenkulleri, araç, gereç, malzemeleri ile birlikte karar yayımı tarihi itibariyle çıkarılacak devir bilançosu üzerinden Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi'ne ( TEDAŞ ) devredilmiştir ( Bkz. adı geçen 93/4789 sayılı Bakanlar Kararına ek karar md. 3 ek 9; 15.9.1993 tarih ve 2169 sayılı Resmi Gazete ). Yine Türkiye Elektrik Kurumu'nun Dağıtım Müesseselerinde görevli personel, hiç bir işleme gerek kalmaksızın her türlü özlük haklarıyla ( TEDAŞ )'a devredilmiştir ( Bkz. anılan Bakanlar Kurulu Kararına ek karar md. 4-9 ).
Öte yandan; Türkiye Elektrik Kurumu'nun taraf olduğu dava ve icra takipleri ana statülerinin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ilgilerine göre yeni kurulan teşekküller tarafından yürütülecektir ( 93/4789 sayılı Bakanlar Kurulu kararına ek karar, geçici madde 2 ).
9 Kasım 1984 tarih, 18570 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Türkiye Elektrik Kurumu Ana Statüsü yürürlükten kaldırılmıştır.
( Ana Statü Md. 24 ) Bu ana statü yönetim kurulunun teşekkülü ile yürürlüğe girmiştir ( Ana statü md. 27 ).
Ana Statünün 27. maddesinde öngörülen "Yönetim Kurulu" 26.4.1994 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan kararla teşekkül etmiş ve böylece Türkiye Elektrik Kurumu'nun hukuki varlığı sona ermiş, az yukarda sözü edilen iki iktisadi Devlet Teşekkülü ( TEDAŞ ) ve ( TEAŞ ) hukuki varlık ve Tüzel Kişilik kazanmışlardır. Statü md. 27 ve 26.4.1994 tarih, 21916 sayılı Resmi Gazete ek 12 ): Şimdi, yasal düzenlemelerin anlatımından sonra davada pasif husumet ehliyetine ilişkin sorunun çözümlenmesinde dayanılması gereken yasal dayanakların ve devir hukuku yönünden açıklamaların yapılmasına sıra gelmiştir. Hemen belirtelim ki, İktisadi Devlet Teşekkülleri 233 sayılı KHK.'de saklı tutulan hususlar dışında "Özel Hukuk Hükümlerine" tabidirler ( Bkz. 233 sayılı KHK. md. 4/2 ). Ne varki 233 sayılı KHK, Teşebbüs, müessese ve diğer birimlerin tasfiye ve devrini düzenlemiş, fakat sorumluluk yönünden Özel bir hüküm getirmemiştir ( md. 38/1 ). Hemen belirtelim ki, 233 sayılı KHK 4/2 hükmünde düzenlenen "özel hukuk kurallarının uygulanması kuralı yanında iktisadi Devlet Teşekküllerinin taraf olduğu devir, dönüşüm ve benzeri intikal hallerinde BK. 179-180 hükmünün uygulaması yargı inançları ve öğretide benimsenmiştir ( Bkz. Karayalçın, Sistemler ve Hukuk Açısından Büyük İşletme, Ankara 1985, sh. 68, Ticaret Hukuku I. Giriş-Ticari İşletme, Ankara 1968 sh. 57 vd.; Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku, Ankara 1993 sh.114 vd. ). Şu durum karşısındaki İktisadi Devlet Teşekküllerinin taraf olduğu devir, birleşme ve diğer intikal hallerinde BK. m.179-180 hükümleri uyarınca "Devre konu pasifler yönünden" sorumluluğun doğacağından kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Diğer bir anlatımla devir ve tüzel kişiliğin teşekkül etmesi ile devralan taraf kanun uyarınca pasiften sorumlu olacaktır. BK. m.179-180 hükümleri buyurucu nitelikte oldukları için sorumluluk kaydı, sözleşme, devir statüsü veya idari bir tasarrufla hiç bir şekilde etkisiz ve uygulama dışı bırakılamaz. Bunun tamamen etkisiz bırakılması veya sınırlandırılması ancak bir yasayla mümkün olabilir. Gerçekten 179.madde içinde müteselsil bir borç vardır. Devir alan şirket devir eden şirketin borçlarından ötürü müteselsil olarak sorumludur. Borçlar Kanununun müteselsil borçlara ilişkin 141. maddesine göre teşekkülün kanun hükmünden doğduğu hallerde kamu düzeni söz konusu olacağından tarafların iradeleriyle teselsülün ortadan kaldırılması hükümsüzdür ( Dr. H. Oser/ W. Schönerğberger, Borçlar Hukuku, Ankara 1950, Sh. 905-906 ). O nedenle bu müteselsil ,borç anılan 179. maddesinden eş söyleyişle kanun hükmünden doğduğu çok açıktır. Öyleyse az yukarda açıklandığı üzere teselsülden kaynaklanan sorumluluğun dışlanması geçersizdir ve hukuki sonuç doğurmaz. Yeri gelmişken hemen vurgulayalım ki, buradaki sorumluluğun zamanı "Devir anıdır" Devrin fiilen gerçekleştiği tarihte doğmuş ve nedeni vücut bulmuş borçlar sorumluluğun kapsamında kalır. İşletmenin devirden önceki borcunun nakli kural olarak alacaklıya karşı hüküm ifade etmesi Borçlar Kanununun 173 ve 174. maddeleri gereğince alacaklının onamına bağlı isede 179. madde bu kurala bir istisna getirmiş, alacaklının rızasına gerek görülmeksizin borç devir alana intikal ettiği kabul edilmiştir. Açıklanan yasal kurallar olayımızdaki maddi olgulara uygulandığında; dosyadaki bilgi ve belgelerden davacıların miras bırakanları Dursun'un, TEK Ordu/Aybastı-Kabataş İşletmesi işyerinde hizmet aktiyle çalışırken 1.8.1992 tarihinde uğradığı işkazası sonucu olduğu, TEK.nun aktif ve pasiflerinin 26.4.1994 tarihi itibariyle TEDAŞ'a devir olduğu görülmektedir. Hal böyle olunca, BK.nun 179. maddesi hükmüne göre müteselsil bir borcun varlığı sözkonusudur, devir alan TEDAŞ Şirketi devir eden davalı şirketin aktif ve pasif tüm borçlarından sorumludur. O halde davacıların hakları az yukarda açıklanan devir konusunun pasif alanında kaldığının kabulü zorunludur. Davanın devamı sırasında TEDAŞ'a devir işlemleri meydana gelmiştir. O nedenle davacı HUMK.nun 186. maddesince TEDAŞ'ı hasım göstererek davasını yürütmek hakkına sahiptir. Müddeabihi, devir alan TEDAŞ'a karşı yeni bir dava açmasına da gerek yoktur. Davasını TEDAŞ'a teşmil edebilir. Bu durum mahkemece doğrudan gözetilir. Şu durum karşısında mahkemece, husumetin TEDAŞ'a teşmili yönünden davacılara önel verilmeli, teşmil işlemleri tamamlandığında delil ve karşı deliller toplanıp hasıl olacak uygun sonuç çerçevesinde işin esası hakkında bir karar verilmelidir. Açıklanan yasal düzenlemeler kanun kuvvetindeki kararname hükümleri gözden kaçırılarak husumet yönünden davanın reddedilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir.
SONUÇ : Temyiz olunan mahkeme kararının davacılar yararına ( BOZULMASINA ), peşin harcın istek halinde iadesine, 8.12.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
15. HUKUK DAİRESİ
E. 1995/3110
K. 1995/3688
T. 19.6.1995
• İSTİHKAK DAVASI ( Ticari İşletme Rehninde )
• TİCARİ İŞLETME REHNİ ( Rehnedilenin Teslimi Zorunluluğu Bulunmadığı )
• REHNEDİLENİN TESLİM EDİLMESİ ( Ticari İşletme Rehninde Zorunlu Olmaması )
• TİCARİ İŞLETME REHNİ ( İstihkak Davası Açılması )
1447/m.1
6762/m.875, 877, 893, 944
743/m.874,886
2004/m.96/1
3202/m.39, 42
1581/m.13
6183/m.12
ÖZET : İstihkak davasına konu mallar davacıya ticari işletme rehniyle rehnedilmiş olduğundan ve ticari işletme rehninde rehnedilenin rehin alacaklısına teslim edilmesi zorunlu olmadığından, davacının bu mallarla ilgili olarak istihkak davası açma hakkı vardır.
DAVA: Mahalli mahkemesinden verilen kararın, temyizen tetkiki davalı alacaklı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla; dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR: Davacı lehine rehnedilen ... Ticaret ve Sanayi A.Ş.`nin sahibi bulunduğu çeşitli emvalin haczedilmesi üzerine, haczin fekki amacıyla bu dava açılmış, Merci Hakimliği`nce haczin kaldırılmasına dair verilen karar, davalı alacaklı ... Bankası T.A.Ş. vekilince temyiz edilmiştir.
Dava konusu mallar, 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu`na uygun biçimde davacı lehine rehnedilmiş ve ticaret sicili memurluğunca kayıt ve tescil edilmiş olduğundan, rehin sözleşmesi gerçekleşmiştir. Ticari işletme rehni "teslimsiz sicilli taşınır rehni türlerinden" olup rehnin geçerliliği için rehin alacaklısına teslimi şart değildir. Bu tür rehin MK.`nun 853. maddesindeki teslim şartlarının istisnalarından birisidir. Nitekim, hayvan rehni ( MK. 854 ), gemi ipoteği ( TTK. 875, 877, 893-944 ), maden cevherinin rehni, Türkiye Halk Bankası yararına tanınan rehin hakkı, rehinli tahsilat ( MK. 874-886 ), Zirai Donatım Kurumu`nun rehin hakkı ( 4604 s. K. md. 11 ), Ziraat Bankası`nın rehin hakkı ( 3202 s. K. md. 39, 42 ), Tarım Kredi Kooperatiflerinin rehin hakkı ( 1581 s. K. md. 13 ), Devletin kamu alacaklarına ilişkin rehin hakkında da ( 6183 s. K. md. 12 ) durum böyle olup, rehin sözleşmesinin konusu olan menkulün, rehin alacaklısına teslimi şart değildir. )
Olayda, istihkak davasına konu olan mallar davacıya ticari işletme rehniyle rehnedilmiş olduğundan, davacının haczedilen bu mallarla ilgili olarak istihkak davası açma hakkı bulunduğunda bir tereddüt yoktur ( İİK. md. 96/1 ).
Davada uyuşmazlık konusu olan husus, rehnedilen mallarla ilgili olarak rehin sözleşmesi devam ettiği sürece, bu mallar üzerinde hiçbir şekilde haciz konulup konulamayacağı, değerinin üzerinde haciz imkanı bulunup bulunmadığıdır.
Ticari işletme rehin sözleşmesi belli bir müddetle yapılmamış, belli bir miktarı da ihtiva etmemekte olup, fekki davacı tarafından bildirilinceye kadar devam edeceği ve azami bir meblağ ile sınırlandırıldığı görülmektedir.
Bu durumda, ( maksimal ) azami meblağ olarak rehin tesis edilmekle rehin şeklen doğarsa da, rehin hakkının maddi, ayni hak olarak doğması alacaklı lehine alacak doğduğu oranda oluşur. Bu itibarla, gerek borçlu ve gerekse rehin verenin istihkak iddiasında bulunan rehin alacaklısının maddi, ayni hak niteliği kazanmadığını, yani rehin borçlusundan bir alacağının bulunmadığını, itiraza haklarının bulunduğunun kabulü gerekir. Aksi takdirde rehin sözleşmesinin sona erdirilmesi rehin alacaklısının insiyatifine bırakılmış olur ki, bu da iyiniyet kurallarıyla bağdaşmaz.
O halde, rehin sözleşmesi kesin bir alacağı içermediğinden mercii hakimliğince haczin vazolunduğu tarih itibariyle davacı bankanın rehin sözleşmesine dayalı ilişki nedeniyle bir alacağının doğup doğmadığı, varsa miktarının banka kayıtları üzerinde yaptırılacak bir bilirkişi incelemesiyle tespit ettirilmesi ve bu alacak ve fer`ileriyle sınırlı olarak istihkak davasının kabul edilmesi, alacağın üzerinde kalan miktar için davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bu konularda hiçbir araştırma yapılmadan haczin fekkedilmesi doğru görülmemiş, usul ve yasaya aykırı kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davalı alacaklı yararına BOZULMASINA, 19.6.1995 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 1974/3626
K. 1975/1217
T. 20.2.1975
• TİCARİ İŞLETMENİN DEVİRDEN ÖNCEKİ VE SONRAKİ BORÇLARINDAN KİMLERİN SORUMLU TUTULACAĞI
• TİCARİ İŞLETMENİN DEVRİ ( İşletmenin Faaliyetine Tahsis Edilen Şeylerin Aksi Öngörülmedikçe Devrin Kapsamında Yer Alacağı-Telefon ve Teleks Borcu )
• İŞLETMENİN FAALİYETİNE TAHSİS EDİLEN ŞEYLER ( Aksi Öngörülmedikçe Devrin Kapsamında Yer Alacağı-Telefon ve Teleks Borcu )
6762/m.11
818/m.173
ÖZET : Bir ticari işletmenin faaliyetine tahsis edilen şeyler, sözleşmede tersine bir hüküm bulunmadıkça, işletmeye dahil unsurlar olarak kabul edilir. davalılara ait devir sözleşmesinde özel hat ile telefonun hariç tutulduğu yazılı bulunmadığına göre, bunların işletme ile birlikte davalılara teslim edildiğini kabul etmek gerekir.
DAVA : Taraflar arasındaki davadan dolayı Ankara Asliye 13. Hukuk Hakimliğince verilen 26.3.1973 tarih ve 1033/238 sayılı hükmün temyizen tetkiki davacı avukatı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı, hususi hat ve telefonun eski abonesi "Son Baskı" Gazetesi için, tahakkuk ettirilen borçların, davalıların herbirinin sahibi bulundukları devrelere ait olmak üzere faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, abonman mukavelesinin gazetenin eski sahibi ile aktedilmiş olduğunu imtiyaz hakkının devrine ilişkin mukavelede telefonun devri yapılmadığı ve intifa hakkının devrinin P.T.T. idaresine bildirilmesi gerekli olup, kendilerine husumet ve sorumluluk terettüp etmediğini beyanla davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür.
Mahkemece, abonman sözleşmesinin, davalılara gazeteyi devreden kimse ile yapılmış olduğunu, mukavelede devre ilişkin bir açıklık bulunmadığından, davalılar sorumlu tutulamayacağı cihetle davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Bahis konusu hususi hat ile telefonun, günlük Son Baskı Gazetesi için tesis edildiği ihtilafsız bulunmaktadır. Adı geçen gazete önce İ. Turanlı namındaki şahsın iken bilahare davalılardan İ. Yaradılış'a ve onun tarafından da diğer davalı N. Menekşe'ye devredilmiştir. Devir sözleşmelerinde hususi hat ve telefondan bahsedilmemektedir.
Ancak, olayda ticari işletme sözsonusudur ve bir ticari işletmeye hangi unsurların dahil olduğu da Türk Ticaret Kanununun 11. maddesinde açıklanmış ve tesisat, kiracılık hakkı... gibi ( bir müessesenin işletilmesi için daimi bir tarzda tahsis olunan unsurların ) mukavelede aksine hüküm bulunmadıkça, ticari işletmeye dahil sayılacağı belirtilmiş bulunmaktadır. Bu itibarla konusu gazete yayınlamak olan bir işletmede hususi hat ve telefonun, gazete işletmesi için daimi bir tarzda tahsis olunan unsurların bulunduğu şüphesizdir. Aksi takdirde bir gazetenin telefonsuz da çıkarılabilceği kabul edilmiş olur ki, bugün için bu mümkün değildir.
Örneğin; Ticari İşletme Rehni Kanununun, rehnin muhteva ve kapsamına ilişkin 3. maddesinin ( b ) bendinde de "rehnin tescili anında mevcut ve işletmenin faaliyetine tahsis edilmiş olan makina, araç, alet ve motorlu nakil araçları"nın, ticari işletme rehnine dahil unsurlardan olduğu belirtilmiştir.
Görülüyor ki, bir ticari işletmenin faaliyetine tahsis edilen şeyler, sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça işletmeye dahil unsurlar olarak kabul edilir. Davalılara ait devir sözleşmelerinde, hususi hat ile telefonun hariç tutulduğu yazılı bulunmadığına göre, artık bunların işletme ile birlikte davalılara devredildiğini kabul etmekte zorunluluk vardır. Bu nedenle, davalıların sözkonusu teleks ile telefonu kullanmadıkları yolundaki savunmaları geçerli olamayacağından, devirden sonra meydana gelen borçtan, sorumlu tutulmaları gerekir.
İşletmenin devirden önceki borcuna gelince; kural olarak borcun naklinin alacaklıya karşı hüküm ifade etmesi, Borçlar Kanununun 173 ve 174. maddeleri gereğince, alacaklının muvafakatine bağlıdır. Ancak, aynı Kanunun 179. maddesi bu genel kaideye bir istisna getirmektedir. Buna göre, bir işletmenin aktif ve pasifi ile devrinde alacaklının rızasına hacet kalmaksızın borç, yeni malike intikal eder.
Olayımızda, gazetenin evvelki, sahibi, işletmeyi bütün hak ve vecaibile birlikte devretmiş bulunmaktadır. Basın Kanununun 4. maddesi gereğince, gazete sahibinin kim olduğunun her nüshada belirtilmesi mecburidir. İcra dosyalarındaki Emniyet Müdürlüğü yazısından anlaşılacağı gibi sözkonusu gazete, 4.9.1968 tarihine kadar basılmaya devam etmiş olmasına göre, müessesenin yeni sahibinin ve dolayısile devrin ilan edildiğini kabul etmek lazımdır. Böylece BK.nun 179. maddesindeki şartlar gerçekleşmiş olacağından, davalıların eğer varsa devirden önceki teleks ve telefon borcundan dahi sorumlu olmaları iktiza eder.
Bu itibarla uyuşmazlığın bu esaslar dairesinde incelenerek halledilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ), oybirliği ile karar verildi.
T.C.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
E. 2003/5837
K. 2003/8884
T. 26.9.2003
• İFLAS KARARI ( Haciz Yolu ile Yapılan Tüm Takiplerin Durması - Rehinli Malların İcra Yolu ile Takibine ve Satışına Engel Teşkil Etmemesi )
• REHNİN PARAYA ÇEVRİLMESİ ( Öncelikle Rehinli Alacağın Ödenmesi Arta Kalan Kısım Varsa İflas Masasına Verilmesinin Gerekmesi )
• TİCARİ İŞLETME REHNİ ( Rehin Sözleşmesinin Yapılmasından İtibaren 10 Gün İçinde Ticaret Siciline Tescil Edilmesinin Gerekmesi )
• REHİN SÖZLEŞMESİ ( Yapılmasından İtibaren 10 Gün İçinde Ticaret Siciline Tescil Edilmesinin Gerekmesi )
2004/m.184,185,186,193
1447/m.5
ÖZET : İflas kararı rehinli bulunan malların icra yolu ile takibine ve satışına engel teşkil etmez . Satış sonrası elde edilen gelirden rehin tutarı öncelikle ödenip artan kalır ise, kalan kısım masaya verilir. Ticari işletme rehni, rehin sözleşmesinin yapılmasından itibaren 10 gün içinde Ticaret Siciline tescil edilmezse geçersiz olur. Hal böyle olunca, geçerli bir rehin bulunmadığından ticari işletme rehnine dayanılarak satışı yapılan menkul mallar iflas masasının tasarrufu altında olup, icra müdürlüğünce yapılan satış geçerli de olsa satış bedeli masaya girer.
DAVA : Davacı ... Bankası A.Ş vekili Av.N.Y. ile davalı ... Bank vekili Av.S.A. arasında görülen dava hakkında Denizli İcra Tetkik Mercii Mahkemesinden verilen 11.4.2002 gün ve 332-547 sayılı hükmün onanmasına ilişkin Dairemizin 23.1.2003 gün ve 6608-520 sayılı ilamına karşı davalı vekilince süresi içinde karar düzeltme yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davalı ... Bank, dava dışı borçlu ... Çelik San.ve Tic.Şti.'den olan alacağının tahsili için ticari işletme rehninin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi yapmış ve takip sonucu ticari işletme rehni tesis edilen menkul mallar 20.1 1.2000 tarihinde satılmıştır.
Takip borçlusu şirket 22.9.2000 tarihinde itlas ettiğinden borçlunun tüm mal varlığı iflas masasına intikal eder ( İİK'nun 184-186 ). İflas kararı rehinli bulunan malların icra yolu ile takibine ve satışına engel teşkil etmez . Satış sonrası elde edilen gelirden rehin tutarı öncelikle ödenip artan kalır ise, kalan kısım masaya verilir.
Somut olayda, davalı ... Bank tarafından tesis olunan ticari işletme rehni, rehin sözleşmesinin yapılmasından itibaren 10 gün içinde Ticaret Siciline tescil edilmediğinden geçersizdir. Hal böyle olunca, geçerli bir rehin bulunmadığınıdan satışı yapılan menkul mallar iflas masasının tasarrufu altında olup, icra müdürlüğünce yapılan satış geçerli de olsa satış bedeli masaya gireceği, iflas kararı ve haciz, yolu ile yapılan tüm takiplerin duracağı ve kesinleşmesi ile de düşeceğinden İİK'nun 193 maddesi uyarınca davacının müflis şirkete karşı haciz yolu ile takibat yapamayacağı gözetilerek mercice bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin kabulü doğru görülmemiştir.
Mercii Kararının açıklanan gerekçe ile bozulması gerekirken Dairemizin 23.1.2003 tarih 2002/6608 Esas 2003/520 Karar sayılı ilamında yazılı gerekçe ile onandığı anlaşıldığından davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 23.1.2003 tarih 6608 Esas, 520 Karar sayılı onama kararının kaldırılmasına ve mercii kararının BOZULMASINA, evvelce alınan onama harcının istek halinde iadesine, 26.9.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
E. 2004/4193
K. 2005/661
T. 3.2.2005
• SIRA CETVELİNE İTİRAZ ( Dava Dışı Borçluya Ait Malların Satışından Sonra Düzenlenen Sıra Cetvelinde Ticari İşletme Rehni Sahibi Davacının Rüçhan Hakkının Dikkate Alınmaması Nedeniyle )
• TİCARİ İŞLETME REHNİ ( Borçlunun Faaliyetlerini Sürdürmesi Amacıyla Düzenlenmiş Teslimsiz Bir Rehin Türü Olması-Rehinli Alacaklıya Diğer Yasaların Rehne Tanıdığı Bütün Hakları Sağlaması )
• RÜÇHANLI ALACAK ( Ticari İşletme Rehninin Satılan Rehinli Mal Üzerinde Alacaklıya Öncelik Hakkı Sağlaması )
• TİCARİ İŞLETME REHNİ SÖZLEŞMESİ ( Sözleşmenin Metin ve Şekil Şartlarını Taşıyıp Taşımadığı Konusunda Yargıtay Denetimine Olanak Verecek Elverişli Örneğinin Dosyada Bulunmasının Gerekmesi )
2004/m.126,142
1447/m.5
ÖZET : Ticari işletme rehni, borçlunun ticari faaliyetlerini sürdürebilmesini sağlamak amacıyla ve yasayla düzenlenmiş, teslimsiz bir rehin türüdür. Ticari işletme rehni, rehinli alacaklıya diğer yasaların rehne tanıdığı bütün hak ve imkanları sağlar. Satılan malların ticari işletme rehni kapsamında olup olmadığının tesbiti ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekir.
DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili müvekkilinin dava dışı Meteksan Mak. Tic. ve San. AŞ.nden alacaklı olduğunu; borçlu ile müvekkili arasında akdedilen ticari işletme rehni sözleşmesi kapsamında rehinli bulunan taşınırların satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde rehne dayalı rüçhan haklarının dikkate alınmadığını ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı MNG Factoring Hizm. AŞ. vekili, davacının aynı iddiayı daha önce istihkak davası yoluyla ileri sürdüğünü, o davanın reddedildiğini; ayrıca rehin sözleşmesine konu olan mallarla hacizli malların aynı olmadığını, haciz yapılan adresin rehin sözleşmesindeki adresler arasında sayılmadığını; dava dışı borçlunun sonradan edindiği malların rehin kapsamında değerlendirilemeyeceğini, yasa gereği haczedilip satılan malların, mahiyetleri itibariyle ticari işletme rehnine de konu edilemeyeceğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuş; diğer davalı Murat vekili de davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılamaya ve dosya kapsamı delillere göre, davacının sıra cetveline tabi dosyalarda taraf olmadığı, rehin sözleşmesinde rehin kapsamındaki malların ayrıntısıyla belirlenmediği, davacının sıra cetveline girmek için talepte bulunmadığı, malların kaydında rehin bulunmadığı ve rehin sözleşmesindeki adreslerle haczin icra edildiği adresin birbirini tutmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı banka vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı dava dışı borçluya ait bir kısım malların satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde, tarafı bulunduğu ticari işletme rehni sözleşmesi gereği sahibi bulunduğu rüçhan hakkının dikkate alınmadığını ileri sürmektedir.
Ticari işletme rehni, borçlunun ticari faaliyetlerini sürdürebilmesini sağlamak amacıyla ve yasayla düzenlenmiş, teslimsiz bir rehin türüdür. Ticari işletme rehni, rehinli alacaklıya diğer yasaların rehne tanıdığı bütün hak ve imkanları sağlar. İİK.nun 206/1 nci maddesine göre de, satılan malın bedeli üzerinde rehin alacaklısının rüçhan hakkı vardır.
Dosyanın incelenmesinde taraflar arasında bir ticari işletme rehni sözleşmesinin varlığı anlaşılmakta ise de, sözleşmenin metni ve şekil şartlarını taşıyıp taşımadığı konusunda Yargıtay denetimine elverişli örneğinin dosya için de bulunmadığı ve mahkemece tutanağa geçirilmediği anlaşılmaktadır. Yine dosyada satılan mahcuzlara ilişkin haciz tutanakları ya da satış ilanı bulunmamaktadır.
Bu durumda mahkemece, taraflar arasında akdedilen ticari işletme rehni sözleşmesi ile satılan mallara ilişkin haciz veya açık artırma tutanağı ya da satış ilanının dosyaya celbedilerek eksiklerin tamamlanması, taraf iddialarına ilişkin delillerin toplanması ve bu suretle satılan malların ticari işletme rehni kapsamında olup olmadığının tesbiti ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulmasında isabet bulunmadığı gibi, cetvel dışında bırakılan alacaklı-davacının sıra cetveline itiraz davası açmak için cetvele tabi dosyalarda taraf olmasına ve sıra cetveline girebilmek için talepte bulunmasına yasal zorunluluk olmamasına rağmen, bu hususların davanın reddi gerekçesi olarak gösterilmesi de kabul şekli itibariyle doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 03.02.2005 günü oybirliğiyle karar verildi.
Subscribe to:
Posts (Atom)
